Akyazı’da Maçtan Önce Kaybedilen Heyecan, Sahada Kaybedilen Puan
Yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz, söylüyoruz…
Ama çözüm yok.
Çözüm üretmesi gereken mercilerde ise derin bir sessizlik hâkim.
Avni Aker yıkıldı, Akyazı’ya modern bir stat yapıldı ama ana sorunlar azalacağına artarak devam ediyor.
Derbi maçlar, Avrupa maçları derken stada gidip gelmek artık bir sorun değil, tam anlamıyla bir çileye dönüştü.
Saat 17.30’da meydandan çıktık.
Saat 18.30’da ancak Beşirli’ye varabildik.
Ortada ne bir trafik polisi var ne de trafiği rahatlatacak en ufak bir çözüm.
Düşünün…
Hastane açılıyor.
Biz maça yetişir miyiz telaşındayız.
Peki acil hastası olan, ambulans bekleyen bu yolda ne yapacak?
Bir de üstüne ballandıra ballandıra alışveriş merkezi yapılacağından bahsediliyor.
Önce gidiş-geliş sorununu çözün kardeşim.
Daha stada gidemeden derbinin heyecanı içimizde söndü.
Maç izlemeye mi gidiyoruz, çile çekmeye mi belli değil.
Saat 19’dan sonra uzaktan stadı gördük.
Sevindim…
“İnşallah 17.30’da yola çıkmaya değer, maça yetişirim” dedim.
Vallahi kelimelerimi özellikle seçiyorum:
Sadece 2 kilometrelik mesafe…
Ama yolun kenarı değil, resmen yolun ortasına park edilmiş araçlar yüzünden trafik kilit.
Meydandan çıkalı 75 dakika olmuş, stadı gördük diye mutlu oluyoruz.
Yanına yaklaşsak herhalde çığlık atacaktık.
Ve evet…
90+7’de anca içeri girip koltuğa oturabildik.
Nefesimiz yerine gelmeden saate baktım: 19.50.
Kadroya baktım, tüm yorgunluğum bir anlığına uçtu.
Savić kadroda ama ilk 11’de yok.
Olaigbe yine ilk 11’de…
Yanımdaki gazeteci arkadaşıma döndüm:
“Zor ama çok zor bir maç olacak” dedim.
Normalde maçın başında Orkun atılmalıydı.
Hakem sarı kartla geçiştirdi.
Devamında oyunun kontrolünü iyice kaybetti.
Bana göre bu takıma en az 5 transfer şart.
Olaigbe futbolu biliyor olabilir ama hocamızın bu kadar topu ayağında tutmasına izin vermemesi gerekiyor.
Devre arasında doğru hamleler yapılırsa bu takım ikinci yarıda yarışın içinde kalır ve sonuna kadar gider.
Maçın detaylarına çok girmek istemiyorum ama şunu söylemeden geçemem:
Diyoruz, diyoruz, anlatamıyoruz…
Maçın en kötüsü bana göre Olaigbe’ydi.
Vurdumduymaz, etkisiz, takıma katkısı olmayan bir oyuncu.
Sikan santrfor olarak oyuna giriyor, sağ açıkta oynatılıyor.
Aylarca yedek, yine yedek…
Sonra bir pozisyonda Fatih Hoca neredeyse sahaya girecek, Sikan’a bağırıyor.
Vallahi bir futbolcu ancak bu şekilde kaybedilir.
Olaigbe’ye her top kaybında, her ezdiği pozisyonda bağırılsa hocamızın sesi çoktan kısılmıştı.
Bu kadar oyunun yatıldığı bir maçta 7 dakika uzatma verip maçı katleden hakeme de yazıklar olsun.
Sonuç?
Gerçekten yazık oldu…
Çok yazık.
Bu maç tam anlamıyla bir Onuachu maçıydı.
Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen;
Son düdüğe kadar koşan,
Vazgeçmeyen,
Şartlar ne olursa olsun mücadeleden geri adım atmayan futbolcularımıza ve teknik ekibimize teşekkür ediyorum.
Son söz:
Ama şunu artık net söylemek gerekiyor; bu şehir futbolu seviyor, bu şehir takımına sahip çıkıyor ama bu kadar zorlaştırılmış bir yolculuğu da hak etmiyor. Maç sadece 90 dakika değil, Akyazı’ya ulaşmaya çalışırken harcanan sabır, tüketilen enerji, söndürülen heyecandır. Sahada kaybedilen puan telafi edilir, futbol hatayı affeder ama seyircinin yolda kaybettiği heves bir daha kolay kolay geri gelmez. Eğer bu şehirde futbol yaşasın isteniyorsa, önce tribüne giden yol açılmalı. Aksi halde kazanan ne maç olur, ne skor… Kaybeden yine Trabzonspor sevdalısı olur.





