Söylenecek çok şey olmasına rağmen öncelikle başlamamız gereken nokta şehrin dinamiklerinin “Kültür ve Sanat şehri Trabzon” söyleminin altının ne kadar boş ve samimiyetsiz olduğudur. Neden mi? Çünkü ülkenin oturmuş bir kültür ve sanat politikası henüz yok, erken Cumhuriyet döneminde yapılan samimi çalışmaları saymazsak… Aslında burada geçmişi kutsama durumu vardır. “Bugün söyleyecek sözümüz yok biz geçmişle yetiniyoruz.” ifadesidir bu durum.
Gelelim “Neden bu sözler boş kalıyor?” sorusunun cevabına. Yakın zamanda bir kültür yolu festivali oldu. Fakat sahne alan isimlerin kültür ve sanatla alakalarının olmadığı belli ve buram buram endüstri, popülizm kokan bir “festival” çıktı ortaya. Tabii burada dinleyici kitlesinin bir suçu yok. Çünkü verilenle yetinen bir dinleyici var. Çabuk ulaşılabilirlik de bu tarz işlerin yürümesinde büyük etken. Ben kendi nezdimce “tu kaka” etmeyi tercih etmem. Çünkü orada da büyük bir pasta var. Helal olsun! iyi analizler yapıyorlar lakin bu sonucu kimseye kızmadan, kötü sanat-iyi sanat, kötü müzik-iyi müzik diye sınıflandırmak mümkün olabilir. Tabii burada görevi üstlenecek dinamikler konservatif eğitimin dışına çıkıp “Durun abi bu iş böyle değil!” diyerek topluma anlatılabilir.
Bizzat katıldığım bir proje oldu. İstanbul Modern “Sanat Yolunda” projesi Trabzon’dan bu projeye 30 kişi katıldı. Tek müzikle ilgilenen kişi bendim. Bu acımasız endüstri karşısında “Bu da olur” dedik hep beraber…
Şimdi ne yapılabilir?
Müzik ekonomi ve himaye döngüsü anlatılırsa özellikle Trabzon'un müzisyen ahalisi kendini pazarlamaktan çok üretici alanına geçebilir.
Müzik eğitimi veren kurumların belirttiğim gibi konservatif eğitim dışına çıkıp ezberleri bozması bir ışık yakabilir.
Müzisyenler performanslarını enerji atmaya gelen kitlelere değil de kurulacak butik konser mekanlarında ifade etme alanı bulabilirler.
İKSV, İstanbul Modern ve uluslararası kurumlar ile iletişim halinde olup kendi halk müziğimizi dünyanın diğer halklarına projeler vasıtasıyla tanıtırken diğer dünya halklarının müziğini, sanatını tanıma imkanı bulabiliriz. Tabii ki “sanat evrenseldir” cümlesine tekabül etmesin. Sanat ve içinde bir yapı taşı olan müzik, içselleştirdiğimiz ölçüde bize nüfuz eder. Özellikle Anadolu'da ağız konusu yöre yöre, mahalle mahalle değişiyorken müziğin değişmesi kaçınılmazdır. Yani New Orleans’taki amcamız bozlağı içselleştiremiyorken ya da uzağa gitmeyelim; Çaykara’daki insanın bir barak üslubunu içselleştirmesi mümkün değildir.
Hülasa, zor ama o kadar da zor olmayan, biraz efor gerektiren bir çalışma ve yol haritası benden size gelsin...
Yorumlar
Kalan Karakter: