110 maden işçisi. Beş aydır maaş yok.
Eskişehir'den Ankara'ya yürüdüler.
Parkta yattılar. Açlık grevine girdiler.
O yazıyı yazarken içimde bir öfke vardı.
Bugün o öfkenin yanına bir şey daha eklendi.
Gurur.
Çünkü o işçiler haklarını aldı.
Kapı kapı dolaştılar – cevap yoktu.
Mahkemeye gittiler – sonuç yoktu.
Bakanlığa gittiler – ceza vardı, tahsil yoktu.
Polis barikat kurdu. Arbede çıktı. "Provokasyon" dediler.
Ama işçi yılmadı.
Ve sonunda…
Hak, hakkını buldu.
Şimdi kolay bir şey söyleyebilirim:
"Sistem işledi, demokrasi kazandı."
Ama hayır..!
Sistem onlara bu hakkı vermedi.
Onlar bu hakkı söktüler.
150 günlük açlıkla.
Taşın üstünde geçen gecelerle.
Çocuklarının gözüne bakamadıkları sabahlarla.
Verilen hak değil. Alınan hak.
Ve bu fark, her şeyi değiştirir.
Çünkü bu ülkede madenci yerin altında kıymetlidir – yerin üstünde unutulur.
Bu ülkede işçinin hakkı "alnının teri kurumadan verilmez" – direniş olmadan verilmez.
1 Mayıs bugün.
Kürsüler kurulacak. Sloganlar atılacak. Nutuklar çekilecek.
Ama bu yıl bir fark var:
Bir parkta yağmurluğunun üstünde yatan adam, bu 1 Mayıs'ta ayakta.
Ve o ayakta duruş, bin nutuğa bedeldir.
Kazanmak güzel.
Ama neden kazanmak zorunda kaldıklarını unutmayın.
Çünkü o soru hâlâ geçerli:
Bu ülkede işçiysen…
Bu hikâye gerçekten sadece onların mıydı?
Yoksa sırası gelmemiş olanların mı?
Hakkını arayan her işçiye selam olsun.
1 Mayıs kutlu olsun – ama kutlamakla yetinmeyelim.
Yorumlar
Kalan Karakter: