"İran’la aynı mezhepten değilmişiz. Peki, kiminle aynı mezhepteniz acaba? Amerika ile mi? Yok. İsrail ile mi ya da İngiltere ile mi aynı mezhepteniz? Yok. Kiminle aynı mezhepteniz o zaman?
İslam Peygamberi’nin doğduğu, yaşadığı ve İslam’ı yaydığı Suudi Arabistan ile mi aynı mezhepteniz? Yok. Onlar da Vahhabi mezhebinden ve hak mezhep sayılmıyor; onlar da diğer mezhepleri Müslüman saymıyor. Peki, hangi Müslüman ülke ile aynı mezhepteniz? Mısır mı? Yok. Irak mı? Yok. Pakistan ile mi? Yok. Suriye? Yok. Hiçbir Müslüman ülke ile aynı mezhepten değiliz. Çünkü her ülkenin halkı arasında değişik mezhepler var. O zaman ne diye İran’a 'aynı mezhepten değiliz' diye kızıyoruz ki?
Biz Türkiye’de bile aynı mezhepten değiliz ki! Türkiye’de, özellikle doğu illerinde Şafii mezhebi yaygındır. Bunun yanında Alevi inancına mensup ciddi bir nüfus vardır. İran’da da ciddi bir Türk nüfusu var ve hepsi Şii değil; yani İran bütün olarak, toptan Şii değil.
Hristiyanlıkta 42 bin ayrı mezhep varmış; büyük mezheplerin alt kolları olan mezhepler... Bakıyoruz, 'Vay canına!' diyoruz; İslam ülkelerinde alt kollara bölünen 84 bin ayrı mezhep varmış. Nedir bu mezhep olayı? Acaba Hz. Ebubekir ile, Hz. Ömer ile veya Hz. Ali ile aynı mezhepten miyiz? Yok. Onların mezhebi yok ki! Mezhepler onlardan 100 sene sonra ortaya çıkmış.
Güya İslam’ı kolaylaştırmak, sorunları çözmek ve ayrıştırmayı ortadan kaldırmak için ortaya çıkan mezhepler; İslam’ı içinden çıkılmaz hale getirmiş. Birlik beraberlik yerine bölünme, iç savaş ve kardeş savaşları getirdi. Bir insan Kelime-i Şehadet getirip Müslüman olsa, bunlara göre Müslüman sayılmaz. Mezhep seçmesi şartı konulmuş. Hangi mezhebi seçerse seçsin, diğerlerine göre küfür içinde sayılıyor. Şii mezhebini seçse Vahhabiler ve Sünniler Müslüman saymıyor. Sünni mezheplerden birini seçse, içlerinde binlerce ayrı kol var; birbirini kafirlikle suçlar, birbirlerinin ardında namaz kılmaz, birbirinin kitaplarını okumaz, hep karşı tarafı tenkit eder ve birbirlerini sevmezler.
Avrupa da yüzyıllarca mezhep savaşları, iç savaşlar yaşadı. Açlık, kıtlık, işsizlik, hastalık ve bilimde gerilik içinde yüzyıllarca perişanlık çektiler. Akıllanıp mezhep farklılıklarını kenara bırakıp bilim ürettiler. İslam ülkeleri ise bu bataklıktan çıkamıyor. Bizim mezhepler ne üretti? Bilim düşmanlığı, gericilik, bölücülük, şekilcilik ve bol bol 'kafir' ürettiler. İnsanlığa katkı sunan bir tane faydalı şey üretemeyen bu mezhep taassubunu ne kadar daha sürdürmek niyetindeyiz? Bu mezhepçi kafa Osmanlı’yı bilimde geri bıraktı, çökertti. Endülüs Emevi Devleti’ni, Selçuklu’yu çökertti. Şimdi de Türkiye’yi bölüp çökertmek üzere. Bunu göremeyecek kadar basiretsiz miyiz?
Ey insanlığa huzuru çok gören yobaz kafa! Sana ne onun bunun mezhebinden? Sen mezhebinin ülkeme bir tane faydalı işini söyler misin? Sen 'Kız çocuklarını okutmayın,' diyorsun; kendi kız çocuğunu Avrupa’da okutuyorsun. '7 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir,' diyorsun. 'Dört mezhepte de namaz kılmamanın cezası ölümdür,' diyorsun. Kur’an 'Namaz kılmayanı öldürün,' demiyor. Peygamber 'Öldürün,' demiyor. Mezhep imamları da 'Öldürün,' demiyor; mezhepler 'Öldürün,' diyor. Ne yapacağız şimdi? Ülkemizde namaz kılanlar yüzde on beş; geri kalan yüzde seksen beşi öldürmeyi savunan kafa, hasta değil de nedir?
'Dünyaya yararlı iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım," diyenden daha güzel sözlü kim vardır?' (Fussilet, 33. Ayet)
'Ben Müslümanlardanım,' demek yetmiyor bunlara. Kendini üstün görecek ya... Dinden sömürü yapacak ya... 'Peygamber fakirdi,' diye yalan söyleyip fakirleri oyalayacak; kendileri saray gibi evlerde oturacak ya... İşte İslam’a en büyük zararı bunlar veriyor. En’am 159. Ayet'te: 'Ey Peygamber! Dinlerini bölüp gruplara ayrılanlarla hiçbir alakan yoktur,' deniyor. Allah, Peygamber’e bunlardan uzak dur diyor. O zaman anlaşılmayan ne kaldı ki?"
Yorumlar
Kalan Karakter: