Din ve Ahlak… her ikisi de insanı mutluluğa eriştirmeyi hedefler. Peygamberimiz ‘’ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim’’ diye buyurur. Yani dindar olmak aynı zamanda ahlaklı olmayı gerektirir. Ahirete, hesap gününe inanmayan insan her türlü kötülüğü yapar çünkü onu engelleyecek bir şey yoktur.
Müslüman insan her yaptığından hesaba çekileceğini bilir. Yaptıklarının cezası ve mükafatı olduğunu bilir. Bundan dolayı iyi ahlaklı olmak zorundadır. Bunun gereği budur. O zaman iyi ahlaklı olmayan, dürüst olmayan, çalan, sahtekarlık yapan, yalan konuşan, kendi gibi düşünmeyenleri öldürmeyi hedefleyen dindar görünen insanları hangi gruba koyabiliriz? Nasıl Müslüman diyebiliriz?
Bakara Suresi 62 ayet ‘’Şüphesiz inananlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve sabiilerden salih amel işleyenlere mükafat vardır’’ der. Yani buradan anlaşılması gereken sadece Müslümanlar değil diğer dinlere mensup insanlarda iyi işler yapar iyi ahlaklı olursa onlara da mükafat vardır. ‘’İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası olandır’’ diyor İslam peygamberi. Buraya kadar hep olması gerekenler ortaya konuldu.
Şimdi soru şu. Dindarlardan ‘’ben doğru yol üzerindeyim, tövbe eder af olurum. Yaptıklarım affedilir. Şeytana uydum der kurtulurum’’ diyerek her türlü günahı işleyenler ne kadar ahlaklıdır? Ne kadar dindardır? Neden böyle bir tezat ortaya koymaktadır. Ve asıl büyük tezat dünyanın en ahlaklı ülkelerinin insanlarının en az dindar olduğu ülkeler olması ne ile izah edilebilir. En gelişmiş ülkeler, en güvenilir, en refah seviyesi yüksek ülkeler, en mutlu ülkeler en suç oranı düşük ülkeler olan İsveç, Norveç, Hollanda, İzlanda, Lüksemburg, Japonya, Finlandiya gibi ülkelerin dini hassasiyet noktasında en az dindar olması ama dindar ülkelerden daha ahlaklı olması nasıl izah edilebilir? Ülkemizin en mutlu ülkeler sıralamasında 112. sırada olmasını nasıl değerlendirelim?
Din ile ahlak artık ayrılmış mıdır? Dindarlar dini var diye ahlak olmazsa da olur mu diyor? Ahlaka ihtiyaç kalmamış mıdır? Dindarlar ülkelerinin kalkınmasına, ilerlemesine, bilim ve teknolojiye, kültür, sanat ve edebiyata ne kadar katkı sunmaktadır? Kendilerini sorgulamalı mıdır? Yoksa kendi inanan grupları ile kurdukları kendi dünyalarında parayı tek gerçek ölçü kabul edip, toplumdan, ülke ve dünya gerçeklerinden uzak durmaya, içlerindeki yanlışları sorgulamamaya devam mı edecek?
Ne dersiniz? Hangi seçenek daha mantıklı?
Yorumlar
Kalan Karakter: