Liderle aranda şu kadar puan, ikinciyle yenersen eşitleniyorsun…
Eee?
Kağıt üstünde her şey güzel.
Fikstür desen fırsat dolu…
Ama Allah aşkına, sahaya bakalım biraz.
İlk 45 dakika neydi öyle?
Tempo yok.
Taktik yok.
Hırs yok.
Mücadele yok.
İstek yok.
Arzu yok…
Peki ne var?
Lakaytlık var.
Vurdumduymazlık var.
“Nasıl olsa olur” havası var.
Sol taraf otoban gibi… Gelen geçen geçmiş.
Bekler çalışmıyor, orta saha yok gibi.
Top bizdeyken bile plansız, topsuzken tamamen dağınık.
Yani açık konuşalım:
Bu futbolla maç kazanmak, oyunla değil tesadüfle mümkün.
Nitekim öyle de oldu.
İkinci yarı değişiklikler geldi.
Oyuna girenler bir kıpırdanma getirdi mi? Evet, biraz.
Ama yine oyun yok…
Bir korner…
Bir dokunuş…
Ve gol.
Bu kadar.
Kosoca 90 dakika, bir duran topa sıkışmış.
Bu sana üç puanı getirebilir ama seni takım yapmaz.
Bak şimdi önünde derbi var.
Galatasaray maçı…
Bu oyunla ne olur?
Açık söyleyeyim:
Hiçbir şey olmaz.
Çünkü futbol sadece skor değil, oyun meselesi.
Ve senin oyunun yok.
Hakem Meselesi (Ayrı Bir Parantez)
Bir de şu sarı kart hikâyesi…
O an öyle bir hava vardı ki;
sanki hakem “seni bekliyordum zaten” der gibi…
Faul yok, pozisyon tartışmalı… ama kart hazır.
Bu da ayrı bir problem.
Ama şunu da net söyleyeyim:
Hakem konuşuluyorsa, sen zaten sahada yeterince konuşmamışsın demektir.
Bugün oynanan maçın özeti şu:
• Oyun olarak tatmin yok
• Pozisyon üretimi sınırlı
• Tempo düşük
• Kazanılan maç, oynanan oyunun karşılığı değil
Zaten ligdeki tabloya baktığında da bu maç, zirve yarışında kritik bir virajdı.
Ama sen virajı dönerken direksiyonu kırmıyorsun…
Gözünü kapatıp geçiyorsun.
Bu iş böyle gitmez.
Skorla kendini kandırırsın…
Ama oyun seni ele verir.
Bugün kazandın diye sevinirsin,
yarın aynı futbolla dağılırsın.
Çünkü futbol affetmez.
Yorumlar
Kalan Karakter: