Maçı, oyunu, sistemi bir kenara bırakıyorum. Bu soğukta stadı dolduran taraftara hiçbir şey veremeyen bir takım görüntüsü, asıl can yakan nokta. Futbolda bazen kötü oynarsın ama mücadele edersin; bazen kazanmayı hak etmezsin ama alırsın. Fakat bu akşam Trabzonspor ikisini de başaramadı. Ne oyun vardı ne de o “kazanma inadı.”
Üstelik işin en acı tarafı şu: 90+3’te gelen pozisyon… Kazanamayacağın maçı bir şekilde kazanma ihtimali doğmuşken onu da kaçırmak; işte buna gerçekten “olmadı” demek gerekiyor.
Rakip Başakşehir çok üstün bir oyun oynamadı belki ama ne yaptığını bilen, planı olan bir takım görüntüsü verdi. Trabzonspor ise özellikle ikinci yarıda kontrolü tamamen kaybetti. Orta sahada direnç düştü, savunma geri çekildi, hücum bağlantıları koptu.
Onuachu gibi hava hâkimiyeti yüksek bir oyuncun var, Okay gibi fizik gücü olan bir oyuncun var ama rakip Selke çıkıp o kafayı vurabiliyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil! Üstelik Okay Yokuşlu, oyuna girdikten sonra takıma neredeyse hiçbir katkı veremedi. Oyuna alınma nedeni anlaşılmadığı gibi sahada kalmasının da bir karşılığı yoktu. O çıktıktan sonra değil, o girdikten sonra Trabzonspor’un direnci düştü desek daha doğru olur.
Oyunun kırılma noktası ise Oluai’nin çıkışıydı. O ana kadar en azından geçişlerde tehdit oluşturan bir yapı varken, o değişiklikten sonra Başakşehir adeta “topyekûn hücum” moduna geçti; Trabzonspor kendi sahasına hapsoldu. Bu da teknik tercihlerin ne kadar tartışmalı olduğunu gösteriyor.
Zubkov cephesinde de düşüş devam ediyor. Sahada ama aklı sahada değil gibi; ne dripling var ne üretkenlik. Bu haliyle takıma katkı vermesi zor. Zaten kadro derinliği de yok. Yedek kulübesine bakıyorsun, oyunu değiştirecek hamle yok. Bu da sezon başından beri eleştirilen transfer politikasını tekrar gündeme getiriyor.
İkinci yarı planlaması baştan hatalıydı. Gidenler, kalanlar, eksik bölgeler… Yönetim son haftalarda yaşanacak puan kayıplarını öngörebilseydi bu kadro kurulmazdı. Ama işte mesele tam da bu: Öngörü eksikliği.
Trabzonspor, “reaksiyon veremeyen takım” görüntüsünü bu maçta da kıramadı. Büyük takım, kötü oynadığı gün bile oyunun bazı anlarını domine eder; Trabzonspor bunu hiç yapamadı. Takımın fiziksel düşüşü, oyuncuların sahadaki iletişimsizliği ve dağınık görüntüsü, aslında sorunun sadece teknik değil, psikolojik olduğunun da göstergesiydi.
Hakem konusu ise ayrı bir tartışma başlığı. Verilmeyen penaltı pozisyonu sadece 15 saniyede VAR’dan geçiştirildi. Bu kadar hızlı karar verilmesi, doğal olarak soru işaretlerini beraberinde getiriyor. "Aynı pozisyon Fenerbahçe ya da Galatasaray lehine olsa ne olurdu?" sorusu da taraftarın zihninde yankılanıyor. Bu, sadece bir maçlık değil, genel bir güven meselesi.
Ama tüm bunların ötesinde en çok üzen şey şu: Mustafa’nın emeği. Sahada basmadık yer bırakmadı; mücadele etti, savaştı. Yanında onun temposuna ayak uyduracak iki üç oyuncu daha olsaydı bugün çok farklı şeyler konuşuyor olabilirdik. Aynı şekilde Pina da çabaladı ama yalnız kaldı.
Sonuç olarak; Trabzonspor bu maçı kaybetmedi belki ama kazanma şansını kendi elleriyle itti. Oyun yok, plan yok, reaksiyon yok. Ve en kötüsü; umut da zayıflıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: