Ligin ilk yarısının son maçı.
Sakatlar, cezalılar derken kadro derinliği zaten kâğıt üstünde yok. Maçtan önce yedek kulübesine baktım; sonucu düşünürken bile içime tereddüt düştü. Bunu arkadaşlarıma da söyledim.
Tablo netti:
Lider 42, takipçisi 39 puanda. Biz maça 35 puanla çıkıyoruz. Kazansak 38’e geliyoruz, zirveyle kafa kafaya bir senaryo doğuyor. Üstelik hemen arkamızdaki Göztepe 43 puanda; onları yendiğimiz takdirde en yakın takipçiyle 6 puan fark açılacak.
Ama daha maç başlar başlamaz, ne demek istediğimi herkes anladı.
Gençlerbirliği düdükle birlikte akın akın gelmeye başladı. Daha 4. dakikada bekleri kafaya çıkıyor. Onu kontrol edecek oyuncu, bizim ileri uçtaki Agusto. Ve sonuç: 4. dakikada 1-0 gerideyiz.
İlk 30 dakika boyunca Gençlerbirliği’nin ataklarını savuşturup, arada bir çıkmaya çalıştık.
30 dakikada yakaladığımız net pozisyonu kaçırdık. Rakip kalecinin becerisi mi, bizimkilerin beceriksizliği mi; ayırt edemedim. Ama atsak oyuna ortak olacağız. “Atamazsan atarlar” klişesi tam da burada devreye girdi: ani bir atak, 2-0.
Haftalardır buradan yazıyorum. Benim gibi düşünen birkaç gazeteci arkadaşım da var. Şunu artık net söylemek lazım: Trabzonspor’un rakipleri hızlı oynasa, yakaladıkları pozisyonları bu kadar cömertçe harcamasa, biz bu futbolla ve bu kadroyla buralarda olamazdık.
Dakika 32… Gençlerbirliği karşısında resmen yokları oynuyoruz. Tribünler “üç, üç” diye bağırıyor. 33. dakikada üçüncü gol gelmiyor; ya Onana kurtarıyor ya da Gençlerbirliği kaçırıyor. Şanslıyız ama futbol oynamıyoruz.
Sezon başından beri söylüyoruz: Ne savunmada ne orta sahada istikrar var.
Savić bir maç var, üç maç yok. Folcarelli aynı. Nwakaeme haftalardır sahada yok. Sol taraf zaten yok. Olaigbe yok. Mustafa Eskihellaç sağ ayaklı bir sol bek. Bu takıma buraya kadar gelmesi bile başarı gibi duruyor.
Ve ilk yarı bitiyor… Zubkov – Pina inadı bir gol getiriyor. Pina çok iyi kesti, Agusto kafayla ağları gördü. O an şunu düşündüm: Bu maç berabere biterse bile, harika bir sonuç olur.
İkinci yarı başladı. Muci – Agusto iş birliğiyle müthiş bir gol geldi. Skor tabelası düzeldi ama oyun hâlâ alarm veriyor.
Şu ana kadar Arif hakkında olumsuz tek cümle kurmadım. Ama Arif, kusura bakma; böyle olmaz. Orta sahadan adam topu alıyor, sen geri geri gidiyorsun. Sağ açık, 20 metre geriden geliyor. Dönüp bakmıyorsun. Tam arkana geliyor, bakmıyorsun. Önüne geçiyor, kafayı vuruyor, golü atıyor… Sen hâlâ bakmıyorsun. Olmaz.
Gençlerbirliği her gelişinde gol pozisyonu üretiyor. Bir gol daha geliyor, santimlik ofsaytla iptal ediliyor. Ama gerçek şu: İlk yarı son maçında sezonun en kötü futbolunu oynuyoruz.
70’ten sonra ise Gençlerbirliği resmen şov yapıyor. Göktan boş kaleye atamıyor. 5–6 olmaması mucize. Abartmıyorum.
Ve artık sabır da tükeniyor.
Savić’i, Folcarelli’yi, Nwakaeme’yi ülkelerine gönderelim. En azından hastane, MR, röntgen, doktor, ilaç masraflarından tasarruf ederiz. İki maçta bir sakatlık, üç maçta bir rapor… Bu yük taşınmıyor.
Olaigbe, Arif, Ozan, Serdar, Bouchouari, Sikan… İlk talip olan takıma verin. Hiç düşünmeden.
Acı ama gerçek: Bizden giden Göktan Gürpüz, bugün sahadaki en iyi oyuncuydu. Beğenmediğiniz Göktan Gürpüz resmen futbol dersi verdi.
Bu maç bir skor kaybı değil. Bu maç, lastiğin patladığı an.
Yorumlar
Kalan Karakter: