Maçın ilk yirmi dakikasında neler oldu neler bitti hatırlamak bile istemiyorum. Ne futbolcular ne de teknik heyet herhalde hayatları boyunca böyle bir şey yaşamamamıştır
İlk 20 dakika…
Trabzonspor sahaya üçlü savunma düzeniyle çıktı. Kağıt üzerinde cesur bir tercih… Ama sahada? İlk bölümde tam anlamıyla bocalayan bir yapı. Sağ taraf yol geçen hanı gibiydi. Kanatlar işlemeyince takım kanatsız kuş gibi kaldı. Orta sahada bir dinamo yoktu; oyunu hızlandıracak, yön değiştirecek bir beyin eksikti. Sağ bek tarafında yaşanan aksaklıklar da cabası.
İlk 20 dakikada yayılamayan, yerleşemeyen, baskı kuramayan bir Trabzonspor izledik. “Bu sistemle oynuyoruz” diyebileceğimiz net bir kimlik 90 dakika boyunca bir türlü oluşmadı.
Ama bir şey oldu.
Fatih Hoca — erken bir hamleyle — hatasından döndü. Oyunun içine müdahale etti. Dizilişi sadeleştirdi, oyuncuların yerleriyle daha net roller çizdi. Ve o andan itibaren maçın hikâyesi değişti. Yenilgi psikolojisinden galibiyet inancına geçiş, bir teknik dokunuşla mümkün oldu.
Başlıkta dediğimiz gibi: Onana kaleci olduğunu hatırladı.
Maçın kırılma anlarında yaptığı kurtarışlar, skoru ayakta tuttu. Eğer o refleksler gelmeseydi, maçın hikâyesi bambaşka yazılabilirdi., özellikle ikinci yarıdaki kritik pozisyonda yaptığı müdahale maçın dönüm noktasıydı. YaniTrabzonspor’u Onana ayakta tuttu” manşetini atsak yeridir evet “gecenin gizli kahramanı Onana”
Bu maçta Onana ve Batagov’a birer aferin demek te yanlış olmaz. Batagov savunmada direnç koydu, temaslı oyunda ayakta kaldı. Zor bir zeminde, zor bir atmosferde mücadele etti.
Gelelim işin başka bir boyutuna…
Gaziantep’te milli maç oynatılan zemin, bu karşılaşmada da futbolcuları zorladı. Top sekmeleri, kaymalar, dengesiz zemin… Ve sonuç: sakatlık.
Takımın en iyilerinden biri olan Folcarelli’nin sakatlığı moral bozdu.
Peki kim sakatladı? Rakip mi? Hayır.
Saha.
Böylesi bir zeminde futbol oynamak, sakatlık riskini artırır. Bu durum sadece Trabzonspor’un değil, Türk futbolunun meselesi. Medyada da “zemin alarm veriyor” yorumları yapıldı. Futbolun kalitesini konuşmamız gerekirken, sahanın çimlerini konuşuyoruz. Ayıp.
Bir diğer mesele…
Kanat yok.
Orta sahada tempo yok.
Yedek kulübesinde alternatif yok.
Bu kadar eksikle mücadele ediyorsak, “ancak bu kadar” demek kolay. Ama taraftarın sorduğu soru net: Neden transfer yok?
Sorunca da suratlar asılıyor, tripler atılıyor. Oysa mesele basit: Bu takımın derinliğe ihtiyacı var. Bugün kazandık, evet. Ama oyun çorba gibiydi. Sistem oturmadı. Üçlü savunma denendi ama ilk etapta işlemedi. Oyuncuların yerleriyle çok oynandı. Mağlup duruma düştük, pasif anlar yaşadık. Rahat bir 90 dakikamız yine olmadı.
Galibiyet moral verir.
Ama oyun soru işareti bırakır.
Bu akşam kazandık.
Ama net bir kimlik kazanamadık.
Onana kaleci olduğunu hatırladı — çok şükür.
Hatırlamasaydı ne olurdu? Düşünmek bile istemiyorum.
Trabzonspor yine bir sınavdan geçti ama ders çalışmadan kazanılmış bir sınav gibiydi bu. Not defterine üç puan yazıldı. Fakat oyun defteri hâlâ karışık.
Yorumlar
Kalan Karakter: