Bu sezon stat eskiye göre daha dolu, daha hareketli. Tribünler uzun zamandır böyle coşkulu olmamıştı. Ama işte o coşkunun içinde bir eksiklik de var: uyum.
Bir taraf “Lay lay lom” diyor, öteki “Bordo” diye bağırıyor, beriki “Şampiyon” diye tamamlamaya çalışıyor ama nafile… Sanki herkes başka bir şarkının nakaratında. Aynı tribünde olsak da aynı ruhta değiliz. Trabzonspor’un sahadaki hali de tribünlerin bu halinden çok farklı değildi doğrusu: parça parça, dağınık, niyeti var ama nizamı yok.
İlk yarı dengede geçti derken bir şekilde öne geçtik: 1-0.
“Ohh tamam, rahatız artık” derken film bir anda tersine döndü. Ligin dibine demir atmış Eyüpspor, sanki şampiyonluk maçına çıkmış gibi dalga dalga üzerimize gelmeye başladı. Kaleci Onana, o dakikalarda resmen duvar ördü. Jeneriklik kurtarışlar yaptı, yoksa skor çoktan elden gitmişti.
Ama insan sormadan edemiyor: Her hafta neden aynı filmi izliyoruz?
Bir şekilde öne geçip sonra panikleyen, disiplini unutan, topu ayağında tutamayan bir Trabzonspor…
Muci, Olaigbe ve Bitmeyen Değişiklik Çelişkisi
Bir başka sorun: Oyuncu tercihleri.
Muci, belli ki sahada kaldığı sürece elinden geleni yapıyor ama ne zamanki nefeslenmesi gerekiyor, yerine giren Olaigbe oyuna hiçbir katkı sunamıyor. “Sürpriz değişiklik” dediler ama tek sürprizi katkısızlığıydı.
Değişiklikler de tam bir muamma… 75. ve 80. dakikalarda yapıldı, Sikan ise 90’da oyuna alındı.
Ciddi söylüyorum, hakem bitiş düdüğünü çaldıktan sonra soksalar aynı etkiyi yaratırdı.
Bir futbolcuyu küstürmenin, güvenini yerle bir etmenin en zarif yolu budur.
Düşünüyorum da; bir zamanlar Fatih Tekke’ye bir teknik direktör böyle bir şey yapsaydı, şehir yerinden oynardı. Ama şimdi herkes sessiz.
Oluai’ye Ayrı Bir Sayfa
Ama bir parantez de Oluai için açmak lazım.
Sahadaki hareketleri, topu kullanışı, rakipleriyle dans eder gibi oynaması…
Adeta sanatsal bir film izler gibiydim.
Top ayağına her geldiğinde tribün bir an sessizleşti. “Acaba şimdi ne yapacak?” merakı sardı herkesi.
Bu çocukta ışık var. Her şeye rağmen gecenin en izlenesi ismi oydu.
Orta Saha: Yumuşak Karnımız
Ancak Trabzonspor’un en belirgin problemi hâlâ aynı: orta saha direnci.
Eyüpspor bile dalga dalga geldi, orta alanda kimse “dur” diyemedi.
Topu kesen, rakibi yavaşlatan bir oyuncu yok.
Bir “kesici” şart bu takıma; artık bu sadece bir görüş değil, resmiyet kazandı.
Maçın belli bölümlerinde bu eksiklik o kadar belirgindi ki, Eyüpsporlu oyuncular neredeyse pas antrenmanı yapar gibiydi.
Hakem Faktörü ve Kartlar
Hakem performansına gelirsek; sanki önümüzdeki hafta Galatasaray maçını düşünüyordu.
“Şunlar bir iki sert girsin de üç beş kart çıkarayım” havasındaydı.
Sonuç: Folcarelli, Savic ve Onuachu kart gördü.
Bu kadar kolay kart çıkarılması maçın ritmini bozdu, ama takımın sinirini de bozdu açıkçası.
İyi Yanlar, Kötü Yanlar
İyilerden başlarsak:
Folcarelli’nin iki asisti ve Oluai’nin oyun zekâsı akılda kaldı.
Bu ikili olmasa maç çok daha kötü bitebilirdi.
En kötü an ise kuşkusuz Claro’nun sakatlığıydı. Ayağının ters dönmesi tribünleri susturdu, hepimizin içini burktu. O ana kadar savaşan, mücadele eden bir savunmacıydı.
Sonuç ve Gelecek Maç
Önümüzdeki hafta, “ak koyun kara koyun” belli olacak.
Takımın gerçek gücü, sahadaki ruhu o maçta ortaya çıkacak.
Ama açık konuşayım; bu orta saha bu kadar yumuşak, bu kadar dağınık kalırsa işimiz zor.
Trabzonspor’un DNA’sında mücadele vardır, direnç vardır, pes etmek yoktur.
Yeter ki oyuncular bunu hatırlasın, teknik ekip de takımı sahaya dengeli çıkarsın.
O zaman bu şehir yine ayağa kalkar, tribünler yine tek ses olur.
Lay lay lom değil,
bir ağızdan bordo,
bir yürekten mavi deriz.
Ve işte o zaman, sadece maç kazanmayız…
Ruhumuzu da geri kazanırız.
Yorumlar
Kalan Karakter: