Rize'de oynanacak maç için biletler önceden satıldı. Her şey yolundaydı.
Sonra bir açıklama geldi: "Trabzonsporlu taraftarlar alınmayacak."
Demek ki makbul olan buymuş: Susmak.
E, o zaman ben de susayım... ama yazmadan da durulmaz ki!
Maç başladı, daha ikinci dakikada öne geçtik.
Futbolcuların çoğunun ayağına top değmeden 1-0 öndeyiz.
Rakip şaşkın, üzerine gelemiyor.
Bizimkiler? Sanki antrenmanda halı saha oynuyor.
Orta saha uyumu yok, kesicilik yok, pres yok...
Ama ne gam!
Golcümüz "şapkadan tavşan değil, sanki fil" çıkarıyor - hop! 20. dakikada 2-0.
Tamam, bu iş bitti dedik.
Meğer asıl film o dakikadan sonra başlayacakmış.
Takım bir gevşedi, bir rehavet çöktü...
Ayağındaki topu rakibe uzatıp "al kardeşim, sen de biraz oyna" diyorlar resmen.
Bizimkiler ölüyü diriltme hizmeti vermeye başlamış, farkında değil!
İlk yarı 3-0, 4-0 olacak maç, dua ede ede 2-1 bitti.
Yahu Okay ile Olaigbe ne yaptı 45 dakikada?
Bir pozisyon mu kesti, bir top mu kazandı?
Omuz omuza girip top mu kazandı...?
Orta sahamız pamuk gibi, yumuşacık.
Beş atacakken, "şükür 6 yemedik" diye seviniyoruz.
Biz Trabzonluyuz, rahat maç izlemeye genetik olarak uygun değiliz herhalde.
İkinci yarı başladı.
Aynı kadro!
Şaşırdık mı? Tabii ki hayır.
Rize bastırıyor, Trabzon direniyor.
Onuachu ileride top alamıyor, geriye dönüp top çıkarmaya çalışıyor.
Sıkılan Zubkov kenarda "beni alın da kurtulayım" diye bakıyor.
Yahu kardeşim, 2-0 öndesin, bir topun direkten dönmüş...
27. dakikada yediğin hatalı bir golle bu kadar mı dağılır takım?
Kalan dakikalarda sanki 10 kişi kalmışız gibi savruluyoruz.
Üstelik milli aradan yeni dönmüşüz, dinlenmişiz.
Milli takımda doğru dürüst futbolcumuz da yoktu ki diyeceğim... Hakikaten yok... yorgun olalım!
O zaman bu arada ne çalıştık biz?
Kumda voleybol mu, mangal mı, sudoku mu?
Son 30 dakikayı anlatmaya dil varmıyor.
28. dakikadan sonra sahada Trabzonspor'u gören var mıydı?
Ben gözlerimi ovuşturdum, belki ekranda kanal değişmiştir diye.
Trabzonspor bazen öyle bir takım oluyor ki;
rakibi değil, kendini yenecek kadar bonkör,
taraftarını değil, tansiyon aletlerini konuşturacak kadar dramatik.
Ama işin garibi şu:
Biz her hafta aynı filmi izliyoruz, yine de bıkmıyoruz.
Çünkü bu takım bizim.
Öldürse de seviyoruz.
Ama rica ediyorum, bir dahaki maçta ölüyü diriltmeyelim artık -
bırakalım mezarında huzurla uyusun!
Yorumlar
Kalan Karakter: