14 Ocak akşamı, İstanbul Güngören.
Sebep?
“Yan baktın.”
17 yaşındaki Atlas Çağlayan göğsünden bıçaklanarak öldürüldü.
Bıçağı tutan el 15 yaşındaydı.
Hastane…
Sirene karışan çığlık…
Bir annenin yere çöken dizleri…
Bir babanın sustuğu an…
Türkiye yine aynı cümleyi kurdu:
“Çocuk işte…”
Hayır.
Bu artık bir açıklama değil.
Bu, bir kaçış cümlesi.
Daha birkaç ay önce Kadıköy’de, 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi aynı şekilde toprağa verildi.
Fail yine çok küçük.
Sebep yine saçma.
Sonuç yine ölüm.
Senaryo değişmiyor.
Sadece isimler değişiyor.
Ve biz her seferinde aynı yerden kaçıyoruz:
“18 yaşından küçük.”
Oysa gerçek çok daha sert.
Bugün 12 yaşındaki çocuklar robot üretiyor.
Yapay zekâ yazıyor.
Uluslararası yarışmalarda ülke temsil ediyor.
Ama aynı yaş grubunda bazı çocuklar da sokakta sustalı bıçak taşıyor.
Bir bakışa, bir söze, bir “pardon”a can alıyor.
Bu bir bireysel sapma değil.
Bu, toplumsal bir çürüme.
Sorun sadece o bıçağı tutan çocukta değil.
O bıçağı normalleştiren düzende.
Ekranda kabadayılık var.
Sosyal medyada şiddet var.
“Güçlü olan kazanır” masalı var.
Bıçağı beline takana “adam” denilen bir estetik var.
Okullarda matematik var.
Ama empati yok.
Öfke kontrolü yok.
Çatışma çözme yok.
Evlerde çocuk var.
Ama takip yok.
Sorumluluk yok.
Sınır yok.
Ve en tehlikelisi…
Hukukta bir algı var:
“Nasıl olsa çocuk, bir şey olmaz.”
İşte bu algı öldürüyor.
Çünkü 15 yaşında bir insan, bir başka insanı bilerek ve isteyerek öldürüyorsa;
onu sadece “çocuk” diye tanımlamak,
öldürülenin hayatını ikinci kez yok saymaktır.
Masum bir gencin kanı yerdeyse,
bu artık bireysel bir suç değildir.
Bu, toplumsal bir utançtır.
Cehaleti büyüten her sistem,
şiddeti de büyütür.
Bıçağı da büyütür.
O eli de büyütür.
Peki ne yapılmalı?
Kısa vadede:
Bıçak taşıyana sıfır tolerans.
Şiddeti öven paylaşıma sıfır tolerans.
12–17 yaş için hızlı ve caydırıcı yargı mekanizmaları.
Uzun vadede:
Şiddeti parlatan popüler kültüre gerçek denetim.
Ailelere zorunlu ebeveynlik eğitimi.
Ve “çocuk” kavramının yeniden, akılla tanımlanması.
Evet, çocuk korunmalıdır.
Ama insan öldürdüğünde de sorumluluk taşır.
Atlas Çağlayan’ın,
Mattia Ahmet Minguzzi’nin,
ve adını bile duymadığımız nice çocuğun ardından geriye kalan gerçek şudur:
“Küçük olmak, artık katil olmaktan kurtarmıyor.”
Ve daha acısı:
Küçük yaşta katil olmanın bedelini,
en çok yine küçük yaştaki masumlar ödüyor.
Bu döngüyü kırmazsak…
Yerde yatan çocuk bedenlerine bakıp konuşmaya devam ederiz.
Ama hiçbir şey yapmayız.
Ve sustukça şunu kabullenmiş oluruz:
Hepimiz biraz suskun,
biraz sorumlu,
biraz da suç ortağıyız.
Yorumlar
Kalan Karakter: