“Evlilik nedir?” diye sormuşlar vaktiyle Melih Cevdet Anday’a…
Bir kelimeyle hem güldürmüş hem düşündürmüş.
Ben meseleyi başka yerden tutuyorum.
Nikâh masası onun kuruluş fermanı,
aile cüzdanı tapusudur.
Biz öyle bir milletiz ki;
çadır kurarken de devlet aklı taşıdık,
oba kurarken de töreyi yaşattık.
Çünkü önce aile dedik.
Bozkırda çadırın direği neyse,
Anadolu’da ocağın ateşi odur:
Kadın ve erkek omuz omuza.
Türk töresinde evlilik keyfi bir birliktelik değildir.
İki hevesin değil, iki terbiyenin birleşmesidir.
Kız evden çıkarken sadece gelin olmaz; edep götürür.
Oğlan damat olurken sadece yüzük takmaz; mesuliyet yüklenir.
Bugün evlilikle alay eden cümleler moda.
“Katlanmak” diyorlar.
“Ömür boyu borç” diyorlar.
Gülüp geçiyoruz.
Ama asıl mesele şu:
Sabır kayboldu.
Modern çağ “ben” diyor.
Türk milleti asırlardır “biz” diyerek ayakta durdu.
Evlilikte sürekli hak arayan, sonunda huzuru kaybeder.
Çünkü yuva mahkeme salonu değildir.
Orada dava kazanılmaz, gönül korunur.
Bizim zamanımızda kırılan eşya tamir edilirdi.
Bakır kap kalaylanırdı.
Şimdi en küçük çatlakta insan harcanıyor.
Sabır zayıflık sanılıyor.
Fedakârlık eziklik sayılıyor.
Oysa sabır iradedir.
Fedakârlık asalettir.
Evlilik fırtınalı bir deniz olabilir.
Ama aynı gemidekiler birbirini suçlarsa batar,
aynı yöne kürek çekerse kıyıya varır.
Türk kadını bu milletin çınarıdır.
Türk erkeği o çınarın gölgesine sığınan değil,
yanında duran dağ olmalıdır.
Yarışarak değil, yaslanarak güçlenirler.
Unutmayalım:
Sağlam aile olmadan sağlam millet olmaz.
Ocağı tüten evler varsa bayrak dalgalanır.
Aile çözülürse toplum da çözülür.
Evlilik;
iki kişinin birbirine katlanması değil,
iki yüreğin aynı bayrak altında
aynı istikbale söz vermesidir.
Çünkü bu topraklarda aşk bile
vatan ciddiyeti taşır.
Yorumlar
Kalan Karakter: