Uğur Mumcu’nun bir cümlesi var ya hani…
Yılları, iktidarları, çağları aşar, hâlâ sapasağlam durur:
“Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe dönerler, fırıldak olurlar.”
Bu cümleyi bugün yeniden okumak, aslında bir milletin aynasına bakmaktır.
Çünkü her devrin kendine göre bir güç merkezleri geçidi vardır.
Dün başkalarının ardında yürüyüp bugün başka kapıların önünde hizalananlar…
Her rüzgâr değişiminde yön tayin edenler…
Menfaatin pusulasını ideolojinin yerine koyanlar…
Bir millet için en tehlikeli kitle, işte tam da bu gölgelerdir.
Zira onlar sessiz değildir; çok seslidir.
İnançları yoktur; sloganları çoktur.
Duruşları yoktur; dönüşleri hızlıdır.
Ama ne mutlu ki bu topraklarda, bütün bu fırıldaklığa rağmen, hâlâ dimdik duran bir damar var.
Adı: Türk milliyetçiliği.
Türk milliyetçiliği, güç kimdeyse ona yanaşmak değildir.
Güç ile hak arasındaki farkı bilenlerin vicdani duruşudur.
Bizim sözlüğümüzde güçlü olmak; makamla, koltukla, bürokratik imtiyazlarla ölçülmez.
Güçlü olmak, bedel ödemeyi göze almaktır.
Çünkü haklıdan yana durmak bazen yalnızlık ister.
Bazen susturulmayı, bazen dışlanmayı, bazen görülmemeyi…
Ama güçlüden yana durmak hiçbir şey istemez; sadece omurgasızlık kadar esneklik yeter.
Yıllardır bu ülkede bir grup hep aynı oyunu oynuyor:
Kim güçlüyse, onlar orada.
Kim yükseliyorsa, onlar destekçi.
Kim düşüyorsa, ilk tekmeyi onlar atar.
Bunların vicdanı döner sermaye gibidir; kim para basıyorsa, onlar oradadır.
Duruşu olanın yolu zordur, ama yüreği rahattır.
Dönüşü olanın yolu kolaydır, ama yüzü karanlık.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, rüzgâr gülü gibi dönenler değil;
Dağ gibi duranlardır.
Haklının yanında durmayı, güçlü olmanın ta kendisi sayanlardır.
Belki dünya değişir, iktidarlar değişir, güç merkezleri yer değiştirir…
Ama bir şey asla değişmez:
Hak değişmez.
Ve haklıdan yana yürüyen bir millet, ne fırtınadan korkar ne yalnızlıktan.
Bu nedenle…
Fırıldaklar ne kadar dönerse dönsün, dönen onlar olur.
Tarih ise, dönmeyenleri yazar.
Yorumlar
Kalan Karakter: