2025 yılında 81 şehit verdik, Türk Milleti.
Bu bir rakam değil.
Bu, 81 yarım hayat, 81 suskun ev, 81 eksik sabah demek.
Ve dün…
Yalova’da üç yiğit polis.
Evlerinde çocukları vardı.
Biri emekliliğini ertelemişti; “Biraz daha çalışayım, kızım okusun” demişti.
O cümle, bu memlekette en ağır cümlelerden biridir.
Çünkü Türk polisi, Türk askeri, Türk işçisi kendi hayatını değil, evladının yarınını düşünerek görev yapar.
Kurşun yağmurunun altında kalan o üç yürek, sadece görevde değildi; devletin ayakta kalan son ahlak çizgisindeydi.
Kimi eşti…
Kimi babaydı…
Kimi hayallerini bir “sonra”ya bırakmıştı.
Ama hepsi aynı anda, aynı kimlikle toprağa düştü: Vatan evladı.
Biz yine ne dedik?
“Vatan sağ olsun.”
Evet, vatan sağ olsun.
Ama şunu açıkça söyleyelim:
Bu söz, unutmanın bahanesi değildir.
Bu söz, hesapsızlığın örtüsü hiç değildir.
Şehitlik makamı kutsaldır.
Ancak şehit vermek, ne sıradan bir haber başlığıdır ne de kader diye geçiştirilecek bir alışkanlık.
Devlet dediğin; evladını toprağa veren annenin gözlerine bakabilmelidir.
Millet dediğin; acıyı metanetle taşırken, hafızasını diri tutabilmelidir.
Terörü aklamaya çalışan diller, faili muğlaklaştıran cümleler, şehidin adını değil “süreci” konuşanlar bilsin ki:
Bu millet susar, ama unutmaz.
Türk milleti intikamla değil, hukukla, devlet aklıyla, milli iradeyle ayakta durur.
Ama aynı zamanda şunu da bilir:
Vatan, sadece toprakla değil; evladını koruyabildiği ölçüde vatandır.
Yalova’da şehit olan üç polisimiz, 2025’in soğuk bir istatistiği değildir.
Onlar, bu milletin omurgasıdır.
Ve omurga kırılırsa, beden ayakta kalmaz.
Yemin olsun:
Bu vatan yaşayacak.
Ama unutularak değil.
Sessizleştirilerek değil.
Hafızasızlaştırılarak hiç değil.
İlelebet Türk kalacak bu topraklar.
Çünkü bu toprakların altında sadece şehitler değil, bir milletin vicdanı yatıyor.
Bu yazı, şiddeti değil; hukukun, devlet aklının ve milli sorumluluğun savunusudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: