Jeffrey Epstein dosyası bir “skandal” değildir.
Bu dosya, Batı’nın yüz yıldır dünyaya “medeniyet” diye pazarladığı düzenin çıplak röntgenidir.
3 milyondan fazla belge…
Yüz binlerce fotoğraf…
Yüzlerce politikacı, akademisyen, iş insanı, sanatçı…
Ve bütün bu devasa karanlığın ortasında hâlâ cevaplanmayan tek soru şudur:
Bu kadar büyük bir suç ağı nasıl oluyor da yıllarca korunabiliyor?
Cevabı zor değil.
Çünkü mesele Epstein değil.
Mesele, Epstein’i mümkün kılan küresel sistemdir.
Batı’nın kapitalist düzeni insanı “değer” olarak görmez; meta olarak görür.
Satılabilir, kullanılabilir, harcanabilir.
Çocuk da bu çarkta “en kârlı” ve “en savunmasız” olandır.
Ve acı bir gerçeği daha dürüstçe söylemek zorundayız:
Bu çürümüşlükten Türkiye de payını almıştır.
Evet.
Türkiye’den de çocuklar kaçırılmıştır.
Bu, saklanacak, örtülecek bir gerçek değildir.
Özellikle 1990’lardan itibaren;
– düzensiz göç,
– yoksulluk,
– savaş coğrafyalarına komşuluk,
– kayıt dışı alanlar
uluslararası insan kaçakçılığı ağlarının iştahını kabartmıştır.
Ancak burada çok net bir çizgi çekmek gerekir.
Türkiye, bu suçun üreticisi değil, hedef ülkelerinden biridir.
Yani fail değil, mağdurdur.
Bugüne kadar Epstein ağıyla doğrudan, hukuken kanıtlanmış bir Türkiye bağlantısı yoktur.
Ama Türkiye’den kaçırılan çocuklar; – Avrupa merkezli mafyatik yapılara,
– yasa dışı evlat edinme şebekelerine,
– fuhuş ve organ ticareti ağlarına
kurban edilmiştir.
Bu da bize şunu gösterir:
Sorun tek tek ülkelerin ahlâkı değil, küresel suç pazarının varlığıdır.
Batı bu pazarı kurar.
Talep oradan gelir.
Para orada döner.
Ama bedel, dünyanın her yerindeki çocuklar tarafından ödenir.
Epstein dosyasının sulandırılması işte bu yüzden tesadüf değildir.
Çünkü gerçek konuşulursa şu ortaya çıkacaktır:
– Batı’nın istihbaratı her şeyi biliyor.
– Uyduyla dünyanın her köşesini izliyor.
– Ama çocuk ticaretini “önleyemiyor”.
Bu bir acizlik değil, bilinçli bir tercihtir.
Dosyalar açılıyor ama adalet gelmiyor.
İsimler servis ediliyor ama sistem korunuyor.
Üç gün konuşuluyor, sonra yeni bir magazin başlığıyla her şey unutturuluyor.
Ve bizden de şunu bekliyorlar:
Şaşırmamızı…
Küfretmemizi…
Sonra unutup susmamızı…
Hayır.
Türk töresinde çocuk, emanettir.
Devletin namusudur.
Kadın, meta değildir.
Milletin onurudur.
Türk milliyetçiliği tam da bu yüzden sadece bir siyasi duruş değil, bir ahlâk iddiasıdır.
Batı’nın “her yerde var” diyerek normalleştirdiği suçu, biz “nerede olursa olsun” reddederiz.
Bugün Epstein konuşuluyor.
Yarın başka bir isim konuşulacak.
Ama eğer mesele hep kişilere indirgenirse, çocuklar kaybolmaya devam edecek.
Asıl soru şudur:
Bu küresel suç ağlarını kim koruyor?
Kim görmezden geliyor?
Kim susturuyor?
Ve daha önemlisi:
Kim dur diyecek?
Batı mı?
Kendi çürümüşlüğünü bile temizleyemeyen Batı mı?
Yoksa;
ahlâkı paraya, çocuğu pazara, insanı metaya çevirmeyi reddeden milletler mi?
Türk milleti, bu düzenin seyircisi olmak zorunda değildir.
Ama bunun için goygoyu bırakıp gerçeğe bakmak,
kişilerle oyalanmayı bırakıp sistemi sorgulamak,
ve en önemlisi örgütlü bir vicdan haline gelmek zorundayız.
Bu bir dosya meselesi değil.
Bu bir medeniyet meselesidir.
Ve çocuklar söz konusuysa,
susmak taraf olmaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: