“Küçük kişilerin büyük egoları olur” cümlesi, kulağa sert bir yargı gibi gelir.
Ama biraz etrafınıza bakın… Bir tespit olduğunu fark edersiniz.
Bir fabrikada düşünün mesela.
Gerçekten işi bilen usta başı, makinenin başında sessizce çözüm üretir.
Ama işi bilmeyen, sorumluluk almaktan korkan biri vardır; sesi en çok o çıkar. Sürekli talimat verir, sürekli kendini hatırlatır. Çünkü bilir… sustuğu an görünmez olacak.
İşveren tarafında da değişmez bu tablo.
Büyük patron dediğiniz kişi, kriz anında sakin kalandır. Hesap yapar, dinler, tartar.
Ama küçük patron…
O en çok bağırandır. En hızlı karar verendir. En az düşünen ama en çok konuşandır. Çalışanı korkutarak otorite kuracağını zanneder.
Oysa korku, saygının taklidi bile değildir.
Siyasete bakın…
Gerçek devlet adamı, her mikrofonda kendini anlatma ihtiyacı duymaz.
Ama içi boş olan siyasetçi, her cümlede kendini büyütür. Sürekli “ben yaptım, ben söyledim” diyerek bir hikâye kurar. Çünkü ortada anlatılacak bir derinlik yoktur, sadece tekrar vardır.
Ve en tehlikelisi şudur:
Bu insanlar bir süre sonra kendi seslerine inanırlar.
Bir işveren, gerçekten iyi yönetici olduğunu…
Bir siyasetçi, gerçekten büyük bir lider olduğunu…
Sadece çok konuştuğu için zannetmeye başlar.
Oysa hayatın terazisi farklı çalışır.
Bir işyerinde çalışanlar kimin gerçekten güçlü olduğunu bilir.
Kimin bilgisiyle yol açtığını, kimin sadece ses çıkardığını ayırt eder.
Bir ülkede de halk, kimin devlet ciddiyeti taşıdığını, kimin sadece sahne kurduğunu görür.
Çünkü gerçek güç…
Bağırmakla değil, ağırlıkla anlaşılır.
Bugün en büyük sorunlardan biri de bu:
İnsanlar büyümek yerine büyük görünmeye çalışıyor.
O yüzden koltuklar büyüyor ama içini dolduran insanlar küçülüyor.
Unvanlar uzuyor ama karakterler kısalıyor.
Ve günün sonunda şu gerçek değişmiyor:
Ego ne kadar büyürse büyüsün, insanın çapını aşamaz.
Çünkü büyüklük…
Başkalarına ne kadar yüksekten baktığınla değil,
sorumluluk aldığında ne kadar dik durduğunla ölçülür.
Yorumlar
Kalan Karakter: