Modern çağın en büyük yorgunluklarından biri, insanın sürekli kendini anlatmak zorunda kalmasıdır. Ne yaptığını, neyi hak ettiğini, ne kadar emek verdiğini, neden değer görmesi gerektiğini anlatmak… İnsan, adeta kendi varlığının avukatı gibi yaşamak zorunda bırakılıyor. Oysa bir gerçeği artık açıkça konuşmak gerekiyor: Kendinizi ispat etmek zorunda kaldığınız yer, size ait değildir.
Bir insanın değeri, alkışlarla ölçülmez belki ama görmezden gelinerek de varlığını sürdüremez. Çünkü değer, görünürlük ister. Saygı ister. Açık bir kabul ister. Fısıltıyla verilen kıymet, aslında verilmemiştir.
Toplumda sıkça romantize edilen bir anlayış vardır: “Sabret, kendini göster, zamanla anlaşılır.” Bu cümle çoğu zaman insanları yanlış yerlerde kalmaya mahkûm eden bir teselliden ibarettir. Gerçek şu ki; sizi görmek istemeyen göz, en parlak ışıkta bile bakmaz. Sizi anlamak istemeyen zihin, en açık cümleyi bile yanlış duyar.
İnsan, ait olmadığı yerde kalmayı çoğu zaman erdem zanneder. Sadakat ile tükenmişliği birbirine karıştırır. Oysa sadakat, insanın değer gördüğü yerde anlamlıdır. Değer görmeyen sadakat, zamanla insanın kendine yaptığı bir haksızlığa dönüşür.
Bugün iş hayatında, sosyal çevrelerde, hatta ilişkilerde bile en büyük sorunlardan biri budur. İnsanlar, hak ettikleri saygıyı görmek yerine, o saygıyı kazanmak için kendilerini tüketiyor. Sürekli daha fazlasını yapmak, daha fazla fedakârlık göstermek, daha fazla susmak zorunda hissediyorlar. Sonunda ise geriye yorgun bir beden, kırılmış bir özgüven ve sessiz bir hayal kırıklığı kalıyor.
Oysa sevgi, tereddüt taşımaz. İçinde şüphe olan sevgi, güven vermez. Emek de karşılıksız kalmamalıdır. Burada mesele maddi karşılık değildir. İnsan, emeğinin fark edildiğini bilmek ister. Bir teşekkür, bir takdir, bir güven duygusu… Bunlar yoksa, verilen emek zamanla insana yük olur.
Toplumun insanlara öğrettiği en yanlış düşüncelerden biri de şudur: “Bulunduğun yerde kal, mücadele et.” Mücadele elbette hayatın gerçeğidir. Ancak mücadele, insanın varlığını kabul eden bir zeminde anlam taşır. Çorak bir toprağa ne kadar su verirseniz verin, oradan verim beklemek sadece emek kaybıdır.
Gitmek çoğu zaman korkutucu görünür. İnsan, alıştığı yerden kopmayı kayıp zanneder. Oysa bazen gitmek, kaybetmek değil; kendini kazanmaktır. İnsan, değerinin bilinmediği yerde kaldıkça sadece zamanını değil, kendine olan inancını da kaybeder.
Gerçek güç, her şeye rağmen kalmak değildir. Bazen gerçek güç, doğru zamanı geldiğinde arkanı dönüp yürüyebilmektir. Çünkü insan, kıymetinin bilindiği yerde büyür. Değer gördüğü yerde üretir. Saygı gördüğü yerde güçlenir.
Hayat kimseye sınırsız sabır borçlu değildir. İnsan da kimseye kendini defalarca anlatmak zorunda değildir.
Bu yüzden basit ama hayati bir gerçeği hatırlamak gerekir:
Görüldüğünüz yere gidin.
Adınızın gururla söylendiği yere…
Sevginin tereddütsüz olduğu yere…
Emeğinizin karşılıksız kalmadığı yere…
Çünkü insan, değerinin bilindiği yerde sadece var olmaz; orada gerçekten yaşar.
Yorumlar
Kalan Karakter: