18 Mart 1915.
Bir tarih değil. Bir sınav günü.
Bir milletin var olup olmayacağını ölçen gün.
Sadece bir şehir değil.
Burası, “Türk milleti bitti” denilen yerden doğan bir milletin kalbidir.
Toprağın üstünde çelik çatıştı.
Toprağın altında iman nefes aldı.
Kanla karıştı çelik. Ama kazanan kan oldu.
Seyit Onbaşı.
215 kiloluk mermi.
Sırtında bir demir değil, koca bir milletin onuru.
“Ya Allah” dediğinde, aslında millet dedi.
Anafartalar.
Sarışın bir kurt, siperlerin en önünde.
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.”
Sadece bir komutan değil.
Ölüme meydan okuyan bir milletin iradesi.
Ve o gün, analar kınasız kuzularını uğurladı.
Babalar sessizce dua etti.
Çünkü biliyorlardı:
Bu kan, bu toprak, bu millet, yalnızca bir gün için değil; sonsuza kadar özgür olacaktı.
Bugün 18 Mart.
Biz başımız dik, ay yıldızlı bayrağımız gökyüzünde dalgalanıyor.
Çarklar fabrikada dönüyor.
Ezan susmuyor.
Ve biz hâlâ aynı ölçüde milletiz.
Çanakkale bir zafer değil.
Çanakkale bir manifesto.
Her neslin, her yurttaşın, her vatan evladının üstüne düşen sorumluluk.
Özgürlük sadece zincirlerin kırılması değil.
Kalemin konuşmasıdır.
Duruşun ölmemesidir.
Ve gerektiğinde, tıpkı o günkü gibi, ölümün karşısında dimdik durabilmektir.
Burası Çanakkale!
Buradan geçiş yok!
Dün yoktu.
Bugün yok.
Yarın da olmayacak.
Ruhunuz şad olsun.
Vatan size minnettar.
Yorumlar
Kalan Karakter: