Bir asır önceydi.
Bir ülke, harabeye dönmüş bir coğrafyanın küllerinden doğruldu. Sadece toprak değil, irade işgal edilmişti. Yalnızlığa terk edildiği sanılan bir millet, tarihin en yüksek sesli itirazını yükseltti: “Bu vatan bizim.”
Cumhuriyet işte o itirazın adıdır. Bir köz değil, yüzyıldır sönmeyen bir ateştir. Üfleyen çok oldu, rüzgar estiren çok oldu. Fakat her seferinde daha parlak, daha dirençli parladı bu alev. Çünkü ona sahip çıkanlar yalnızca askerler, liderler değil; bir çocuğun geleceğe inancı, bir annenin toprağına duyduğu sevda, bir gencin omuzlarındaki umut yüküdür.
Bu toprakların adı kararlılıktır.
Bu bayrağın rengi özgürlüğün kanıtıdır.
Bu millet, kendisine “bitti” denilen her anda yeniden başlar.
Bugün, “Cumhuriyet Bayramı” sadece bir tarih değil; hafızamızdır, gururumuzdur. Taş duvarlara kazınan değil, kalplerde taşınan bir mirastır. Ve her gün yeniden ispatlanır: Türkiye sahipsiz değildir. Çünkü sahibi tarih boyunca aynı kalmıştır: Bu ülkeyi sevmek için hiçbir karşılık beklemeyen insanlar.
Gökyüzünde dalgalanan her al sancak, bir geçmişin onur belgesi gibi durur. Rüzgar estiğinde sadece kumaş değil, yüz yıllık bir direniş konuşur:
“Biz buradayız. Varız. Var olacağız.”
Ne mutlu bu toprağın değerlerine sahip çıkana…
Ne mutlu Cumhuriyet’in ışığında yürüyene…
Ne mutlu Türküm diyene.
Yorumlar
Kalan Karakter: