Bir insanın yüzü, sadece bir yüz değildir.
Bu topraklarda yüz, kalbin vitrinidir. Yanak kızardığında kalbin konuştuğunu biliriz; baş eğildiğinde vicdanın titrediğini… Mahcubiyet, Türk insanının en eski inceliğidir; Oğuz’dan Osmanlı’ya, alperenin de dervişin de iki omzunun arasında taşıdığı sessiz bir erdem.
Fakat çağ değişti.
Bu yeni zaman, utanmanın zayıflık olduğunu fısıldıyor. Kendine güven, özgüven, “sen her şeyin en iyisini hak ediyorsun” sloganları… Hepsi güzel; ama insanı kendisine karşı körleştiren bir yanları var. Çünkü mahcup olmayı bilmeyen toplum, yanlışından da utanmaz; yanlışından utanmayan toplum ise çürümeye başlar.
Eskiden büyüklerimizin önünde konuşurken sesimiz titrerdi.
Bu titrek ses, korkudan değil; saygının ince ayarındandı. Yanlış yaptığımızda kızaran yüzümüz, bize atalarımızdan kalan terbiyenin bir hatırlatıcısıydı. Türk kültüründe mahcubiyet, eksiklik değil; kişiliğin mühürleniş hâlidir.
Mevlânâ’nın dergâhında da Yunus’un ocağında da insanın ilk eğdiği yer başıydı. Çünkü baş eğmek zillet değil, gönlü arındırma biçimiydi. Ne var ki modern insan başını kaldırdı, kaldırdıkça da etrafındaki duvarları yıktığını zannetti.
Oysa asıl yıkılan kendi içindeki ölçülerdi.
Bugün çocuklarımızın utanması ayıplanıyor;
“Mahcup olma, kendini ezdirme!”
“Utanıyorsan geride kalırsın!”
Böyle böyle, yanlışın utandırmadığı bir nesil yetiştiriyoruz.
Mahcubiyeti içine kapanıklıkla karıştıranlar, aslında nesillerin ruh terbiyesini çürütüyor.
Oysa bu milletin tarihi, haya ve haysiyet üzerine kuruludur.
Ecdadın bir yanlıştan sonra yüzünü kızartması, savaş meydanındaki cesaretinden eksiltmezdi; tam tersine tamamlar, olgunlaştırırdı. Türk töresinde utanmak, insan olmanın en rafine hâlidir. Çünkü biliriz ki utanan insan yanlışını tekrar etmez; utanmayan ise kendisini merkeze koydukça etrafındaki her şeyi değersizleştirir.
Bugün utanmadan konuşabilen çok,
Hata yapıp da başını eğebilen az.
Görünen o ki zaman, yüzleri kalınlaştırıyor; sesleri yükseltiyor ama gönülleri inceltmiyor.
O yüzden, çocuklarımız mahcup olduğunda onları teselli etmek yerine yanında durup şöyle demek gerekir:
“Utanman güzel evlat, utanman insan olduğunun işaretidir.”
Mahcubiyet bir zincir değil; insanın kendine karşı dik durmasını sağlayan görünmez bir terazidir.
Terazinin kefesi bozulduğunda, toplum da zaman da ahlak da eğrilir.
Bu ülkenin çocukları güçlü olsun ama aynı zamanda ince olsun.
Gururlu olsun ama haddini bilsin.
Dik dursun ama gerektiğinde yanakları kızarsın.
Çünkü biz biliriz ki:
Kızaran yüz, bir milletin yüzünü ak eder.
Yorumlar
Kalan Karakter: