Suya dokunmak, sadece doğaya değil, vicdana dokunmaktır.
Çünkü su, bir ülkenin en sessiz ama en güçlü sesidir.
O sesi kısmaya, o sesi satmaya kalktığınızda;
Bu mesele ne bir kurumun kararıdır,
ne bir partinin politikası.
Bu, insanlık ortak paydasıdır.
Su, hiçbir ideolojinin malı değildir;
ne sağın, ne solun, ne sermayenin.
Su, sadece insanındır.
Evet, dünya değişiyor.
Kaynaklar azalıyor, şehirler büyüyor, iklim dengesizleşiyor.
Ama biz unutmamalıyız:
Bir milletin büyüklüğü,
suyunu ne kadar satabildiğiyle değil,
suyunu ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Bugün mesele, “özelleştirme” ya da “yatırım” değil;
adaletli paylaşım meselesidir.
Çünkü suyun adaleti bozulursa,
toplumun dengesi de bozulur.
Tarlada su bulamayan çiftçiyle,
musluktan tasarrufla geçinen aile arasındaki fark,
bir ekonomik istatistik değil, bir adalet aynasıdır.
Su, sadece hayat kaynağı değil;
kültürün, inancın, dirliğin simgesidir.
Bizim medeniyetimizde su, parayla değil,
duayla akardı.
Çeşmelerin üstünde yazardı:
“İç, dua et, hakkını helal et.”
Bugün yeniden o ruha dönmemiz gerekiyor.
Çünkü suyu korumak, doğayı değil, kendimizi korumaktır.
Suyu savunmak, sadece çevrecilik değil, insanlık görevidir.
Kimseye suç isnat etmiyoruz.
Ama herkesin sorumluluğu var.
Devletin, belediyenin, şirketin, vatandaşın…
Bu su hepimizin;
çünkü bu vatan hepimizin.
Unutmayalım:
Bir damla suyun içinde bir çocuğun geleceği,
bir annenin duası,
bir şehidin hatırası vardır.
O yüzden bu ses, siyaset değil;
vicdan çağrısıdır.
Ve biz bu çağrıyı her gün yeniden yineliyoruz:
Suya dokunma.
Çünkü suya dokunan, vicdana dokunur.
Yazarın Notu:
Bu yazı, hiçbir kişi, kurum veya siyasi oluşumu hedef almadan; suyun, doğanın ve yaşamın korunmasının insanlık ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çekmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Yorumlar
Kalan Karakter: