Su, sadece doğanın değil, vicdanın da aynasıdır.
Bir milletin büyüklüğü; suyunu ne kadar satabildiğiyle değil, ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Bir okuyucum demiş ki:
“Doğal kaynakları korumak kadar, onları ranta dönüştüren politikaları da tasfiye etmek gerekir.”
Haklı…
Ama mesele sadece rant değil.
Rant bir sonuçtur.
Asıl mesele, suyun musluğuna oturmuş vicdansız akıllardır.
Bu memlekette “kalkınma” sözü, her devirde güzel başlar.
Sonra bir bakarsınız; “kalkınma” dedikleri şeyin altında bir dere yatağı, bir köy, bir orman kalmış.
Her taşın altından bir tabela çıkar:
“Yatırım Alanı Proje Onaylı.”
Evet, proje onaylı…
Ama vicdan dışı.
Bugün suyu savunmak, sadece çevrecilik değil; milli hafızayı savunmaktır.
Çünkü bizim medeniyetimizde su, satılık değil; sadakadır.
Osmanlı vakfiyelerinde yazardı:
“Bu çeşmeden içen, suyun sahibine dua etsin.”
Biz şimdi aynı çeşmenin yanına yazıyoruz:
“Kiralık arsa yatırım fırsatı.”
İşte aradaki fark, medeniyetle menfaat arasındaki çizgidir.
Suyun sesi kısıldığında, nehir susmaz aslında.
Suskunluk insanda başlar.
O yüzden suyu korumak, doğayı değil; vicdanı korumaktır.
Türk milleti, suyu ölçüyle değil, duayla paylaşmış bir millettir.
Bizim çeşmelerimizde sayaç yoktu; bizim inancımızda suyun hakkı, paranın değil, insanlığın payıydı.
Şimdi bazıları kalkıp “modernleşme” diyor.
Modernleşme, çeşmeye sayaç takmak değildir.
Modernleşme, vicdanla ilerlemektir.
Betonla büyüyen şehir, suyla değil; insanla kurur.
Bugün suyun adaletini kaybediyoruz.
Çünkü adalet sadece mahkeme duvarlarında değil, musluk başlarında da ölçülür.
Tarlasında su bulamayan çiftçinin susuzluğu, şehrin ortasında tasarrufla geçinen annenin duasında yankılanır.
O fark, bir ekonomik tablo değil; adaletin aynasıdır.
Bu yüzden diyorum ki:
Suya dokunmak, sadece doğaya değil, vicdana dokunmaktır.
Suya fiyat biçen anlayış, insanı da etiketler.
Bugün suyu satarsın, yarın insanı ihale edersin.
Suyu korumak çevrecilik değildir, Türk’ün kadim irfanına sahip çıkmaktır.
Çünkü bu su, bu toprak, bu vicdan… Hepsi bizimdir.
Ve biz, suyun değil; suyun vicdanının tarafındayız.
Not
Bu yazı, hiçbir kişi, kurum veya siyasi oluşumu hedef almadan kaleme alınmıştır.
Amaç; suyun, doğanın ve yaşamın korunmasının bir siyaset değil, insanlık görevi olduğunu hatırlatmaktır.
Çünkü suyu korumak, aslında insanın kendi vicdanını kiraya vermemesidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: