Trabzon…
Hani şu dağlarıyla göğe meydan okuyan, dereleriyle denize sevdalı, fındığıyla dünyaya nam salmış cennet parçası.
Ama bugün bakıyorum da, bu cennet parçası yavaş yavaş elimizden alınıyor. Sessizce, sinsice, derelerimizin sesi kısılıyor, toprağımızın bereketi boğuluyor.
Bizim fındık bahçelerimize “küresel piyasa” dedikleri zincirli bir soygun mekanizması çökmüş. Biz terimizi toprağa akıtıyoruz, başkaları sofralarında kahkahalarla bizim emeğimizi yiyor. Çay tarlalarımızda alın teri damlarken, birileri “ithalat” masallarıyla kendi cebini dolduruyor.
Suyumuz… O buz gibi, tertemiz, asırlardır dağdan süzülen suyumuz, artık birilerinin rant haritasında sadece bir “kaynak” olarak görünüyor. Suyuna fiyat biçilen memleket, nefesine de fiyat biçer, unutma!
Ve arazimiz… O yeşilin binbir tonuyla bezenmiş yamaçlar, bir zamanlar dedelerimizin koruduğu, uğruna kavgalar ettiği topraklar… Şimdi beton canavarlarına teslim ediliyor.
Eskiden Karadeniz insanı evini yamaca yapar, manzarasına denizi koyardı. Şimdi manzara, rantın paslı çivilerine asılmış.
Trabzon halkı zor şartları bilir. Kar fırtınasında da çalıştı bu millet, yağmur altında da.
Ama bilelim ki bu topraklar sadece doğanın zor şartlarıyla değil, insan eliyle yaratılmış zulüm şartlarıyla da sınanıyor.
Bilelim ki bu cehennemi bizden başkası söndürmez.
Çünkü biz susarsak, sadece kendi toprağımızı değil, çocuklarımızın yarınını da gömeriz.
Birlik olmazsak, her bahçemizi, her deresini, her taşını bizden çalarlar.
Unutmayın; Karadeniz’in hırçın dalgaları bile tek tek damlalardan oluşur. Biz damla damla birleşirsek, önümüzde hiçbir baraj duramaz.
Bu memleketin fındığı da, çayı da, suyu da, toprağı da bizimdir.
Sahip çıkmazsak, elimizde sadece bir “hatıra defteri” kalır.
Ve o defterin kapağında yazan tek cümle olur: “Bir zamanlar Trabzon vardı…”
Yorumlar
Kalan Karakter: