Karadeniz, yalnızca bir coğrafya değildir. Dalgalarının hırçınlığında bir milletin onuru, yaylalarının sisinde bir halkın hafızası, kayalıklarında ise inatla kök salmış bir kimlik gizlidir.
Ve şimdi… O kimliği “arsa” diye ölçüp biçen, metrekareye indirgeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sanki dedelerin mezarı, nenelerin duası, çocukların geleceği tapu senedinde alt alta yazılı bir satırmış gibi.
“Bakın ne güzel, yabancı dostlarımız aldı” diyenler var ya… İşte onlar aslında kendi kökünü ipotek edenlerdir. Çünkü toprak yalnızca alınıp satılan bir mülk değil; milletin namus defteridir. O deftere atılan her satış imzası, aslında tarihe düşülmüş bir utanç kaydıdır.
Karadeniz’in insanı yüzyıllarca dalgaya kafa tutmuş, sırtında odun taşımış, yaylada taş üstüne taş koymuş, sıfırdan ekmek çıkarmış. Peki şimdi ne oldu da kendi toprağını başkalarının “yazlık hayali”ne kurban eder hale geldi?
Unutmayalım: Bir millet, toprağını kaybettiğinde sadece coğrafyasını değil, ruhunu da kaybeder. Selanik’ten Musul’a, Kerkük’ten Batum’a kadar tarih bunun acı örnekleriyle doludur. Önce bir ev, sonra bir mahalle, ardından bütün şehir gider…
Atatürk, Hatay davasında “bir karış vatan toprağı verilmez” diyerek bu millete miras bırakmıştı. Şimdi biz, kendi elimizle toprağımızı satıyorsak, aslında o mirası da reddediyoruz.
Ve şunu bilsin herkes: Karadeniz dalgası satılık değildir. Eğer bir gün olur da “satıldı” denirse, o dalga gelir, en önce o satışı alkışlayanları boğar.
Çünkü Karadeniz susar, ama unutmaz.
Yorumlar
Kalan Karakter: