Su…
Bir milletin damarlarındaki candır.
Bu topraklarda su, “kaynak” değil, “emanet”tir.
Efendim, meselemiz sadece “özelleştirme” değil.
Bu, bir medeniyetin öz suyunun pazara çıkarılmasıdır.
Bugün suyu satarlar, yarın göğün bulutlarını da kiralarlar.
Çünkü onlar için her şey bir “varlık,” ama hiçbir şey “değer” değil.
Diyorlar ki: “Devlet çekilsin, özel sektör yönetsin.”
İyi de kardeşim, devlet suyun kendisinden çekilirse, bu milletin hayat damarına kim sahip çıkacak?
Birileri çıkacak, “Suyun fiyatını piyasa belirlesin” diyecek.
Yani sabah musluğu açtığında, dolar kuru kadar su akacak evine!
Bu milletin suyla kurduğu bağ ticaret değildir.
Kervansarayların avlusundaki şadırvan, sokak başındaki çeşme, mezarlığın girişindeki sebil...
Bizim kültürümüzde su, sadaka-i cariyedir; paylaştıkça çoğalır, satıldıkça kirlenir.
Oysa şimdi, küresel şirketlerin elinde su, muslukta değil; borsada akacak.
Ve unutmayın: suyu kontrol eden, milleti kontrol eder.
Bu, yalnızca çevre ya da ekonomi meselesi değil; bu, bağımsızlık meselesidir.
Bugün suyun dağıtımını devredersiniz, yarın toprağın verimini, sonra gıdanın fiyatını…
Bir bakmışsınız, ülkenin bütün damarları, “taşeron medeniyetler”in eline geçmiş.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, suyun tarladan köye, köyden şehre eşit akması üzerine inşa edildi.
Bugün o suyu “kâr marjı”na dönüştürmek, sadece doğayı değil, Cumhuriyet’i de kurutmak demektir.
Sakın unutma:
Bu topraklar suyla bereketlendi, kanla korundu.
Şimdi o suyun her damlasında hem bir şehidin duası, hem bir annenin gözyaşı var.
O suyu kimsenin şirket kasasına doldurmasına izin veremeyiz.
Musluğundan akan her damlada, vatanın sesi var.
Ve bu ses diyor ki:
“Suya dokunma. Çünkü suya dokunan, vatana dokunur.”
Yorumlar
Kalan Karakter: