Melih Cevdet Anday ne demişti:
“Uyumayacaksın. Memleketin bu hali seni seslerle uyandıracak. Oturup yazacaksın. Düzelmeden memleketin hali, düzelmeden dünyanın hali, uyku girmez ki… Uyuyamayacaksın.”
Haklıydı.
Uyuyamıyoruz.
Çünkü sabah ezanıyla birlikte bir ekran açılıyor:
Mülteci sayısı artmış, öğretmen kadrosu azalmış.
Uyuşturucu ortaokula kadar inmiş, okul müdürü vurulmuş.
İlahiyatçılar konuşuyor, bilim insanları susturulmuş.
Vatanı seven “ırkçı” damgası yiyor, terör sempatizanları el üstünde.
Uyuyamıyoruz çünkü bu memlekette artık değerler gece bekçisine kaldı, vicdanlar gündüz mesaiye kapalı.
Uyuyamıyoruz çünkü yatanlar çok, yatanların hayâli yok!
Ben de yazmaya böyle başladım.
Kendi kendime…
Çünkü kimseyi uyandıramasam da, en azından kendi uykumdan utanmayayım istedim.
Nerede o eski öğretmenler?
Yıl 1991…
Ankara, Dikmen Lisesi.
Asuman öğretmenim…
Beden eğitimi dersinde bize sadece koşmayı, oynamayı öğretmedi.
Beden terbiyesini ruh terbiyesiyle birlikte verdi.
Kız-erkek ayrımı yapmadı; ama herkesin birbirine saygılı olmasını sağladı.
Adım atmayı değil, nasıl yürünmesi gerektiğini öğretti.
Sırayla değil, edeble, vakarla yürümeyi…
Bugünün bazı öğretmenleri gibi "çıkın bahçeye oynayın" diyerek geçiştirmezdi.
O sınıfa girince ders başlardı;
Sadece derse değil, hayata hazırlanırdık.
Şenay Hanım, fen bilgisi öğretmenim…
Eksik mikroskopla da, eksik imkanla da bilim ruhunu verdi bize.
Gözümüzle görmediğimizi, aklımızla kavratırdı.
Deneyin kokusu hâlâ burnumda.
Tarih öğretmenim Kaya Demirkaya…
Hâlâ görüşürüm.
Ellerinden öperim.
Tarihi bize ezberle değil, duyguyla, karakterle, şuurla anlattı.
Tarihi öğrenmek zorunda değildik, yaşamak zorundaydık.
Öyle öğretti.
Bizim gibi haylazlara bile kıymet verirdi.
Çünkü onun mesleği “öğretmenlik” değil, gelecek yetiştirmekti.
Ve Fatma Karabulut…
Türkçe öğretmenim.
Bana okumayı sevdiren kadın.
O olmasa ne kitap açardım, ne kalem tutardım.
Sadece yazdırmazdı, düşündürürdü.
Şimdi dönüp bakıyorum…
Nerede o eski öğretmenler?
Ve şimdi…
Elbette zaman değişti.
Ama zamanla birlikte değerler de deforme oldu.
Eskiden sanatçılar halkın aynasıydı.
Şimdi halkın inancıyla, ahlâkıyla alay edenlere “sanatçı” deniyor.
Yine de o sahici sanatçılar var; sesi kısık, ama vicdanı gür.
Bir zamanlar doktorlar hastasına yeminle yaklaşırdı.
Şimdi reçeteyi ekrandan kopyalayanlar da var,
Ama hâlâ geceleri serviste sabahlayan, vicdanla çalışan hekimler de var.
Ve biliyorum:
Bugün bile hâlâ Asuman Öğretmen gibi olanlar var…
Yorgun ama yılmamış, görünmez ama dimdik öğretmenler…
Onlar sayesinde umut hâlâ tükenmedi bu topraklarda.
Ve biz… Uyuyamıyoruz.
Çünkü milletin değerleri ayaklar altında…
Kimse yerinden kalkmıyor.
Ama unutmayın:
Bu millet bir zamanlar “uyan” dendiğinde ayağa kalktı.
Yine kalkacak.
Yine kalemini kılıç gibi tutanlar çıkacak.
Yine öğretmenler, sanatçılar, vatanı seven cesurlar ön safta olacak.
Ve bir gün, bu millet uyanık geçinenleri değil,
Gerçekten uyanık kalanları alkışlayacak.
Çünkü biz…
Uyumayacağız.
Düzelmeden memleketin hâli, gözümüze uyku girmeyecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: