Erich Fromm, “Adaletin olmadığı yerde ruh sağlığı da bozulur” derken, aslında bireyin değil, toplumların çöküşünü işaret ediyordu. Çünkü adalet sadece mahkeme kararlarıyla sınırlı değildir; o, toplumsal düzenin vicdanıdır. Vicdanı susturulmuş toplum, içten içe çürümeye başlar.
Bugün Türkiye’de yaşadığımız en derin kriz, ekonomik ya da siyasi olmaktan önce, adalet krizidir. Çünkü adalet zedelendiğinde; kadınların can güvenliği, gençlerin gelecek hayalleri, işçinin alın teri, emeklinin onuru da zedelenir. Yani adaletin yokluğu, hayatın her alanına sirayet eden bir kırılmadır.
Mustafa Kemal Atatürk, “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunmaz” diyerek bu hakikati neredeyse bir asır önce dile getirmiştir. Ona göre adalet, devletin temeli değil yalnızca; aynı zamanda milletin varoluş gerekçesidir.
Ne yazık ki bugün, toplumun ortak vicdanı yorgun düşmüştür. Bir tarafta umutsuzlukla boğuşan gençler, diğer tarafta geçim mücadelesinde ezilen milyonlar… Hepsinin ortak sorusu aynıdır: “Adalet nerede?”
Adalet, yalnızca kanun metinlerinde yazan bir ideal değil, gündelik hayatın içinde var olması gereken bir nefes olmalıdır. Çocuğun okulda hakkını alması, kadının sokakta güvenle yürümesi, işçinin emeğinin karşılığını alabilmesi, emeklinin insanca yaşayabilmesi… İşte gerçek adalet budur.
Fromm’un işaret ettiği o zehir, yani adaletsizlik, toplumun ruhunu kemirmektedir. Ama aynı zamanda bu ülkenin tarihsel hafızasında güçlü bir panzehir vardır: Cumhuriyet’in hukuk ve adalet ilkeleri. O mirasa sarıldığımız ölçüde, yeniden umut inşa edebiliriz.
Çünkü unutmayalım: Adalet, yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, toplumsal vicdanla da ayakta durur. Ve vicdanı susmayan bir millet, adaleti yeniden ayağa kaldıracak kudrete her zaman sahiptir.
Yorumlar
Kalan Karakter: