Bir ülkede gençler sabah kahvaltısında umutsuzluk, öğle yemeğinde belirsizlik, akşam yemeğinde ise göç hayalleriyle doyuyorsa… Orada gelecek planı değil, kaçış rotası çizilir.
Eskiden gençlerin cebinde harçlık olurdu, şimdi pasaport başvurusu fişi var.
Bir zamanlar üniversite okumak övünçtü, şimdi diplomayı alan ya kafede garson ya da yurtdışında “student”…
"Gençlerimiz ülkesini sevmiyor" diyor bazı büyüklerimiz…
Seviyorlar. Hem de nasıl seviyorlar!
Ama sevmek yetmiyor işte. Vatan sevgisi CV’de iyi durmuyor.
İş görüşmesinde kimse "Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlıyım" diye maaş vermez.
"Sabahları İstiklal Marşı’yla uyanırım" demek, kira ödetmez.
"Bayrağımı görünce gözlerim dolar" diyene kredi çıkmaz.
Ama gençler yine de seviyor bu ülkeyi.
Çünkü doğduğu toprağa küsülmez, sadece içlenilir.
O yüzden bavul hazırlarken bile Türk kahvesi koyuyorlar yanına.
Pasaportla vedalaşırken bir çift çorap gibi katlıyorlar memleket sevgisini.
Birileri hâlâ “Efendim, gençler çalışmıyor, üretmiyor, sürekli şikayet ediyor” diye yakınıyor.
Yahu, çocuğa 8 yaşında test çözdürmeye başlıyorsun, 25’ine geldiğinde hâlâ "Deneyimin yok" diyorsun.
KPSS’ye çalışıyor, mülakat geçemiyor.
Yüz bin kişi arasından birinci oluyor, ama listede adı yok.
Çünkü "torpil listesi" alfabetik değil, soyadına göre sıralı.
Bu ülkede genç olmak, sürekli beklemektir.
Beklemek...
Mezuniyeti, iş ilanını, asgari ücret zammını, zamansız gelen faturaları, bitmeyen adaletsizliği…
Ve en çok da "bir gün her şeyin düzeleceği" o sihirli günü.
Ama o gün gelmiyor.
Çünkü ülkenin saati ileri gitmiyor.
Takvimde yıl değişiyor ama zihniyet hâlâ milattan önce.
"Gençler bizim geleceğimiz" diyenler, geleceği çürümüş bir binanın temeline gömmüş.
Birileri hâlâ umutlu.
O umut, her sabah metrobüse sıkışan bir üniversite öğrencisinin çantasına ilişmiş halde.
Bir başkasının boynundaki 3. sınıf staj kartında asılı.
İşe alınmayan mühendis kızın evde Youtube’dan yazılım öğrenmesinde gizli.
Yani bu ülke gençlerine rağmen değil, gençleri sayesinde ayakta.
Ama biz ne yapıyoruz?
Gençleri ya susturuyoruz…
Ya gönderiyoruz…
Ya da “sabret” deyip bekletiyoruz.
Sabır taşı olsa çatlamıştı.
Gençlik taşıysa kırıldı bile.
Ama yine de ayağa kalkar o gençler.
Çünkü onlar bu ülkenin gerçekten yerlisi ve millisi.
Yerlilik, doğduğu toprağı sevmek değil;
kaldığı halde değiştirmek istemektir.
Ve millilik, parayı bayrağın üstüne değil, hakkın yanına koymaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: