Karadeniz’in hırçın dalgaları vardır, bilirsiniz…
Ama asıl hırçınlık köylünün yüreğinde birikiyor artık.
Çünkü her yıl aynı terane: “Fındık fiyatı bu sene de düşük!”
Sanki görünmez bir el, hep aynı oyunu oynuyor.
Toprağın sahibi bizim köylümüz, emeğin sahibi bizim insanımız.
Ama kazanan hep başkası…
Kasasını dolduran, markasını büyüten, masasında lüks kahveler eşliğinde bizim alın terimizi yiyenler.
Hani derler ya, “fındığın kabuğunu doldurmaz”…
Oysa o kabuğun içinde Türk milletinin onuru var.
Bir zamanlar bu toprakların köylüsü bir çuval fındıkla çocuk okutuyordu.
Şimdi bir çuval fındık satıyor, hâlâ borcunu kapatamıyor.
Demek ki mesele ürün değil, mesele sistem!
Çiftçinin kaderi, masalarda alınan kararlara, imzalanan anlaşmalara bağlıysa, orada bağımsızlıktan söz edilemez.
Bu millet Sakarya’da, Dumlupınar’da bağımsızlığını canıyla aldı.
Ama bugün kendi ürününün fiyatını belirleyemiyorsa, bu bağımsızlık eksiktir.
Soruyorum:
Toprağına sahip çıkamayan, vatanına nasıl sahip çıkacak?
Emeğinin hakkını alamayan, hürriyetini nasıl savunacak?
Karadeniz’in dalgaları susmuyor, kabarıyor.
Milletin sabrı da dalga gibi kabarıyor.
Çünkü artık mesele sadece fındık değil…
Mesele, Türk’ün emeğini sömüren düzene boyun eğip eğmeyeceği.
Unutmayın:
Türk köylüsü, Türk işçisi, Türk kadını sustuğunda bu millet susar.
Ama bir gün fındığın kabuğu kırılırsa, altında saklanan öfke de açığa çıkar.
Ve işte o gün, fındık sadece fındık olmaktan çıkar;
Bir milletin onurunun simgesine dönüşür.
Yorumlar
Kalan Karakter: