Karadeniz…
Yeşilin bin tonu, mavinin en derini. Ama bu diyarın güzelliği artık sadece kartpostallarda. Hani derler ya, “bir memleketin ruhu suyuna siner” diye… Bizim suyumuzun berraklığı betonla bulandı, yaylamızın nefesi Arap parasıyla tutuldu.
Çayın Hüzünlü Demi
Rize’nin dereleri eskiden türküler söylerdi. Şimdi her derenin sesi, heslerin (Hidroelektrik Santral) betonuna çarpıp boğuluyor. Çayın demine düşen kepçe sesi, horonu bastırıyor.
Devlet, yatırım diye diye suyumuzu satıyor; köylü “geçim” diye diye suya hasret kalıyor.
Bir millet, suyuna sahip çıkmazsa, yarın kendi damarındaki kanı da kaybeder.
Fındığın Kabuk Değeri
Ordu’nun fındığı, yüzyıllardır bu toprağın alın teriyle harmanlanır.
Ama fiyatlar? Bir gün var, üç gün yok…
Yabancı tekeller, tüccarlar fiyatı belirliyor; üretici kaderini başkalarının masasında öğreniyor.
Fındığın kabuğunu soymadan önce içini çürütüyorlar.
Bizim toprağımızın altını üstünü değil, alnının terini pazarlık masasına koyuyorlar.
Milliyetçilik, sadece bayrak dalgalandırmak değil, fındığın hakkını savunmaktır.
Uzungöl’ün Ahı
Bir zamanlar gökyüzünün yansıdığı, Allah’ın emanet gibi bıraktığı o göl…
Şimdi beton kafeslerin, plastik masaların, neon tabelaların esiri.
Hangi vicdan, hangi estetik bu talanı savunur?
Uzungöl’de kuşlar artık göç etmiyor; çünkü yolunu bulamıyor.
Yeşilin içindeki bu cennet, hoyrat ellerde rezil bir panayıra dönmüş.
Turizm deyip tabiatı katledenlere bir çift sözüm var:
Karadeniz sizin ticaretinizin değil, milletimizin namusudur.
Arapların Gölgesinde Kaybolan Yaylalar
Son yıllarda Trabzon’un, Rize’nin, Artvin’in yaylaları Arap sermayesinin tatil kampına döndü.
Kimi evini satıyor, kimi arsasını; “döviz gelsin” diye kimlik gidiyor.
Kültür, para karşılığı değişir mi? Değişir diyenler, kendi çocuklarının horonunu Arap dansına feda edenlerdir.
Toprağın satışı sadece bir tapu değildir; bir milletin kimliğinden koparılmış sayfadır.
Karadeniz’e Sahip Çıkmak, Vatanı Korumaktır
Karadeniz’in yaylası, Türk’ün nefesidir.
Çayı, fındığı, dere sesi bizim alın yazımızdır.
Milliyetçilik, sınır boylarında nöbet tutmak kadar, bu toprakların suyunu, taşını, kültürünü savunmaktır.
Yaylayı satan, geleceği satar.
Hes’e sessiz kalan, derede boğulur.
Uzungöl’ü betona bırakan, kendi çocuklarının gökyüzünü karartır.
Bugün susarsak yarın Karadeniz sadece haritada bir mavi leke, bir yeşil anı olur.
Fırtına Deresi’nin çağlayan sesi bize diyor ki:
“Beni kurtarmazsan, kendi ruhunu kaybedersin.”
Yorumlar
Kalan Karakter: