Şehirler ışıldıyor, plazalar göğe yükseliyor. Betonun her tuğlasına “ilerleme” diyoruz. Ama soframızdaki ekmeğin, çayımızdaki şekerin, kahvaltımızdaki zeytinin arkasındaki elleri unutuyoruz. Köylümüzü…
Evet, bu toprakların gerçek üreticisini, bu ülkenin sessiz kahramanını küçümsüyoruz.
Bugün kahvede “ekonomi” konuşup tarladaki üreticiye dudak bükmek, aslında sofradaki ekmeğe burun kıvırmaktır.
Biz köylünün alnındaki tere “çağ dışı” muamelesi yaparken, o ter olmasa market raflarındaki bolluğun yerinde yeller eser. Şehirde parıltılı hayatımıza dalıp, “köylü milletin efendisidir” sözünü sadece tarih kitaplarında bırakıyoruz.
Türkiye yıllarca üreticisine omuz vermek yerine, ithalatın ucuz cazibesine kapıldı.
Toprağın bereketi yerine döviz kurunu kutsadık.
Sonuç?
Köylü tarlasını bırakıp şehre göç etti, köyde horoz öterken dinleyen kalmadı. Şimdi markette domatesin etiketine bakıp “Bu nasıl fiyat?” diye şaşırıyoruz. Oysa cevap basit: Toprağa küsen el, sofrayı da küstürür.
Bir köylünün traktör sesi, sadece bir makinenin gürültüsü değildir; bu ülkenin karnını doyuran bir marştır.
Ama biz o sesi, beton mikserinin homurtusuna değiştik. Şimdi mikser çok, ama buğday az.
Sorun da tam burada: Karnımız tok kalsın diye önce toprağın tok kalması gerekir.
Köylü yalnızca üretmez; toprağın sırlarını bilen, sabrın ne demek olduğunu öğreten bir bilgedir.
Şehirli burnunu toprağın kokusuna kıvırırken, aslında kendi geleceğini küçümsediğini fark etmez.
Bir gün gelir, soframızdaki ekmeğin, zeytinin ve şekerin kıymeti, gökdelenlerin metrekaresini aşar.
O yüzden şimdi tam zamanı:
Köylünün emeğine değer vermek, yalnızca bir “teşekkür” değil, memleketin yarınını kurtarmaktır.
Unutmayalım; toprağa sırt çeviren bir ülke, bir gün açlığa yüz çevirir.
Yorumlar
Kalan Karakter: