Bizim çocukluğumuzda vatana ihaneti tarif etmek kolaydı.
Birine sırtını döner, bayrağı yere düşürür, düşmanın safında durursa "hain" derdik.
Bugün tarif değişti.
Üstelik "özgürlük" diyor, "demokrasi" diyor, "eşit yurttaşlık" diyor.
Ama kimse “Türk” demiyor. Çünkü dillerine kelepçe vurmuş, kimliklerine perde çekmişler.
Anayasa’nın 66. maddesi...
Hani şu “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” cümlesi var ya...
İşte bu cümleden rahatsız olanlar var bu ülkede.
Kimi "Türkiyeli" diyor, kimi "mozaik" diyor,
Kimisi de “Yeni Anayasa” deyip, Türk kelimesine ıslak bezle silmeye çalışıyor.
Ne yaparlarsa yapsınlar, bu milletin alın teriyle yazılmış o madde,
kâğıttan önce tarihin vicdanına kazınmıştır.
Bugün birileri çıkmış “Kimlikleri tanıyalım, çoğulculuk kuralım” diyor.
Elbette her insan onurludur.
Ama bu topraklarda millet denilen şeyin adı bellidir: Türk milleti!
Karpuz tezgâhı değil ki bu, dilim dilim açalım, isteyen istediği parçayı alsın.
Kimlik pazarı kurulamaz bu toprakta.
Bu toprak, “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyenlerin alnına yazılmış bir kaderdir.
Şimdi soruyorum:
Kimin sesi bu kadar gür çıkıyorsa, kimin medya desteği büyüyorsa,
bir adım geri çekilip bakın.
Arkasında millet mi var, yoksa plan masasında harita çizen parmaklar mı?
Atatürk 1923’te ne demişti?
"Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir!"
Tek bir cümlede hem kimliği, hem sınırı, hem geleceği çizmişti.
Şimdi o çizgiyi silmeye çalışanlara hatırlatalım:
Mürekkep yetmez, çünkü o çizgi kanla yazılmıştır!
BOP diyorlar...
“Yeni Ortadoğu” hayali kuruyorlar.
Ama bu hayalin içinde Türk yok.
Çünkü onların Ortadoğu rüyasında bizim uyanmamız kabuslarıdır.
Bizi uyutmak istiyorlar, "yerli" deyip içimizi boşaltıyorlar,
"Anadolu insanı" deyip kimliğimizi yontuyorlar.
Ama unuttukları bir şey var:
Biz sabrın da direnişin de mayasıyız.
Ve biz bir kere uyandık mı,
ne Lozan tartışılır ne Misak-ı Millî pazarlanır.
Ey Türk evladı,
Bugün dilinle oynayan, yarın toprağınla oynar.
Kimliğine sahip çıkmak, sadece bir hak değil;
bir borçtur!
Bayrak dalgalanıyorsa, gökyüzü hâlâ mavi kalabiliyorsa,
bu, bir milletin adını korkmadan söylemesiyle mümkündür:
TÜRK!
Ben Türk kadınıyım.
Adım Sevda Güneş Kıran.
Yazdığım ikinci yazı bu ama hissettiklerim bin yıllık.
Ben kalemi süs olsun diye değil,
sesimiz kesilmesin diye tutuyorum.
Ve bilinsin isterim:
Türklük bir ırk değil, bir şuurdur.
O şuur kaybolursa, vatan sadece sınır değil, yönünü kaybeder!
O yüzden bir daha soruyorum:
Sözde değil, özde Türk müsün?
Yoksa sadece pasaportunda mı yazıyor milletin adı?
Yorumlar
Kalan Karakter: