Yanıyoruz…
Ama sadece orman değil; sabır yanıyor, vicdan yanıyor, ortak hafıza kül oluyor.
Günlerdir Ege’de, Akdeniz’de, Anadolu’nun ciğerinde kara duman yükseliyor.
Kuşlar göçüyor, karacalar can havliyle yollara düşüyor.
Birileri hâlâ ekran başında “rüzgâr çok kuvvetliydi” deyip mikrofon uzatıyor.
Benim aklıma ise tek bir şey geliyor:
Bu rüzgâr neden hep bizim ağaçları buluyor?
İki oğlum var.
Çocuk değiller, adam oldular.
Biri hayatını kurmaya çalışıyor, öteki bir gelecek düşlüyor.
Ama onların geleceği, bugün yanan ormanların gölgesindeydi.
Gölge kalmadı!
Çünkü gölgeyi sağlayan çamların yerine şimdi sadece duman var.
Ben onlara dürüstlük öğrettim,
Eğilmemeyi, doğruluktan şaşmamayı.
Ama şimdi sormaya utanıyorum:
“Evlât, bu ülkeye nasıl güveneceksin? Bu topraklara nasıl kök salacaksın?”
Haberlerde “İklim Krizi” diyorlar…
Doğrudur.
Ama bu memleketin gerçek krizi, liyakat krizidir.
Vicdan krizidir.
Ormana zamanında müdahale edemeyenlerin hikâyesi değil bu;
Ormanla birlikte tükenen güvenin, yok edilen geleceğin hikâyesidir.
İklim Kanunu çıkarmışlar.
“Yeşil kalkınma” diyorlar, “sıfır karbon” diyorlar.
Ama biri çıkıp da sormuyor:
Yanan köyler nasıl kalkınacak?
Göç eden hayvanlar hangi karbon sistemine uyacak?
Sıfır karbon çok güzel de,
Sıfır sorumlulukla bu iş nereye kadar?
Ben siyasetçi değilim.
Ben bilim insanı da değilim.
Ben sadece bu toprağın mayasında yoğrulmuş bir Türk kadınıyım.
Evlat doğurmuş, memleketin dertleriyle doğum sancısını karıştırmış bir anneyim.
Ben bu ülkenin yanan ormanlarına uzaktan bakamam.
Çünkü benim çocuklarımın hayali o ormanda büyüyecekti.
O hayali de yaktılar.
“Yanan sadece ağaç” diyorlar…
Ağaç nedir bilir misiniz?
Toprakla gökyüzü arasındaki en uzun dua!
Şimdi o dualar duman oldu.
Gökyüzü ağlıyor, yer susuyor.
Ama bazıları hâlâ ekrana çıkıp “her şey kontrol altında” diyor.
Belli ki kontrol dedikleri şey, sadece algı operasyonu.
Ben kimseyi suçlamıyorum,
Zaten suç da işlemiyorum.
Ama yazıyorum, çünkü susmak bu memlekete ihanettir.
Çünkü orman yanarken susan,
Yarın gölge ararken konuşamaz!
Ben sadece soruyorum:
Nasıl oldu da bu kadar hazırdınız yangına değil de bahaneye?
Nasıl oldu da bu kadar kolay unuttunuz "Ormansız yurt, vatan değildir!" diyen Ata’nın sözünü?
Evlatlarıma bir ömür boyunca “dürüst olun” dedim.
Bugünse arkamdan soracaklar:
“Anne, dürüstlük neden hep yanan ormanda kalıyor?”
Cevabım hazır:
"Çünkü yangına su taşıyan karınca da benim gibi susturulmak isteniyor evlâdım… Ama biz yine de taşıyacağız. O suyu, o yüreği, o vicdanı."
Ve bilinsin ki…
Bir memleketin ormanları kül olabilir.
Ama eğer kadınları, anaları hâlâ konuşuyorsa;
O memleketin umudu küllerin altında hâlâ kıvılcımdır!
Ben sustukça kül olurum, yazdıkça kıvılcım.
Yorumlar
Kalan Karakter: